AİLE: KURULUŞU-YAPISI VE ARGITHANINDA KÜLTÜR –
FOLKLÖR
1.1.
) AİLE : Kuruluşu ve Yapısı:
Bu günkü milletlerde aile ,
Toplumun bir hücresi olarak düşünülmektedir. Bu
Müessesenin önemi toplumdan topluma değişebildiği
halde hemen hemen her
millette içtimai birimlerin esasını teşkil etmektedir
. Memleketten memlekete yapı ve şekil farkları
göstermekle beraber aile,toplumdaki temel fonksiyonunu
henüz kaybetmemiştir. Bu
nedenledir ki köyde içtimai - iktisadi araştırmalar
yapılırken aile monografilerini esas tutmak
gerekir.(YASA, 1955,s.126)
Argıthanı
kasabasının içtimai-iktisadi yapısını anlayabilmek
için aileyi esas almak gerekir. Çünkü içtimai ve
iktisadi münasebetlerin karakterleri , bir taraftan
çevrenin tabi faktörleri , bir taraftan ailenin
kuruluş şekilleri , yapıları, diğer taraftan bu
birimlerin normal ve anormallik halleri ve nihayet
iktisadi birer birlik olarak işleyip işleyememelerine
bağlıdır. Bu itibarla köy ailesinin kuruluş safhaları
üzerinde birer birer
durmak bu topluluğun mahiyetini anlayabilmek
şarttır.(YASA ,1955,s.126)
Argıthanı
kasabası örf, adet, gelenek ve görenekleri ile
Anadolu’da yaşayan kültürün devamıdır. Yirminci
yüzyılın geride kalması ile birlikte Türkiye’de
görülen modernleşme hareketleri her yerde varlığını
sergilemektedir.
Bunun yanı sıra
Argıthanı kasabası gibi
Türkmen geleneklerinin görüldüğü yerlerin bu kültür
emperyalizmine karşı direnebildiklerini ve örf , adet,
gelenek,görenekleriyle varlıklarını sürdürdüklerini
görebilmekteyiz. Bu nedenle dir' ki toplumun temel taşı
ailenin kuruluşunu, yaşayışını incelemek bu
araştırmada önemli bir merhaleyi temsil etmektedir.
1.1) Aile Yapısı:
Argıthanı’nda
aile yapısı ataerkildir. Sıkı ve geleneksel bir aile
bağı hakimdir, ailede söz sahibi evin yaşlı erkeğidir.
Bu evde bulunan en yaşlı üyeden başlayarak dede,baba
şeklinde devam etmektedir. Aile reisinin otoritesi
güçlüdür.
Sözü
aile içinde büyük önem taşımaktadır. Önemli işlerde ve
evlilik gibi durumlarda evin aile reisinin fikri
önemlidir. Ancak bu tür önemli kavramlarda
istişarenin önemi de
büyüktür. Hatırı sayılır önemli akrabaların amca,
dayı, gibi kişilerin fikirleri ‘de önemlidir.
Aile yapısında kadın statüsü
açısından erkekten sonra gelir. Kadınlar ev işleri,
tarla, bahçe işleri , hayvanlarla ve çocuklarıyla
ilgilenirler.
Aile içinde karar almada görüldüğü
gibi erkek egemenliği hakimdir. El öpme, hizmet etme
önce erkeklerden başlayarak yapılır.
Argıthanı’nda akrabalık
ilişkileri önemlidir. Bayram , hasta ziyaretlerinde bu
ilişkinin varlığı kuvvetli bir şekilde
hissedilmektedir. Evlilik ilişkilerinde’ de bu
akrabalık önemini yine görmekteyiz. Akrabalar
arasında kız alıp verme konusu aileler içinde önem
taşımaktadır. Bunun yanı sıra akrabalar arası
dayanışmanın da önemi çok büyüktür.
Argıthanı’nda
halen geleneklerin , örf ve adetlerin önemli bir
şekilde devam ettiği görülmektedir. Bazı adetlere sıkı
sıkıya bağlılık devam etmektedir.
Argıthanı’nda evlenme yaş oranı çok düşüktür.
Özellikle l8 yaş ve altı evlenme yaşını
göstermektedir. Argıthanı’nda
evlenmeye büyük önem verilmektedir.
1.2)
Argıthanı’nda Görülen Evlenme Şekilleri;
1-
Endogamy
( Grup için evlenme)
Evlenecek veya evlendirilecek kişinin kendi gurubu
içinde seçilmesidir. Endogamy
kuralına göre bu uygulama belirli
guruplar içinde yapılmaktadır. Örneğin
akrabalık,sosyal sınıf, din, kast ve millet bu evlilik
biçimiyle gurubun düzenini,prestijini ve statüsünün
korunduğu inancı yaygındır.
İçten evlenmenin bir önemli görevi
de evlenmeler yoluyla iki aile arasında kurulmuş
bağları güçlendirmek ve sürekli kılmaktır.
(GÖKÇE,l978,s.7-21)
Argıthaı
kasabasında bazı ailelerin
Endogamy evlilik biçimine önem verdiği
görülmektedir. Özellikle mal varlığının parçalanmaması
ve aile içinde kalması gb.
nedenlerden dolayı bu evlilik biçiminin yapıldığı
görülmektedir.
2.Exogamy
(Grup dışı evlenme);
Endogamy’nin
tersine bu evlenme tarzı kişeye
grubun içinden değil grubun dışından eş seçme olanağı
tanır. Bu durum en basit şekliyle sosyal gruplar
arasındaki eş alıp verme sistemiyle açıklanabilir.
(GÖKÇE,1978,s.7-21)
3.Monogamy
(Tek eşli evlilik) ;
Bir kadının bir erkek ve bir
erkeğin bir kadınla evlenmesidir. Türkiye’de medeni
kanunun kabul edilmesiyle birlikte tek eşle evlilik
zorunlu hale gelmiştir. (GÖKÇE,1978,s.7-21)
Argıthanı
kasabasında tamamiyle
yaygın olan ve görülen (istisnalar dışında) tek eşli
evlilik hakimdir.
4.Polygamy;
(Çok eşli evlilik):
Bir kadının veya bir erkeğin
birden fazla eşe sahip olmasıdır.
Yakarıda belirtildiği gibi
Argıthanı’nda çok az
görülen bir evlenme şeklidir. Burada görülen evlenme
şekli ise ;
4-a)
Polygyny;(Çok kadınla evlilik)
Bir erkeğin birden fazla kadınla
evlenmesiyle görülen evlenme şeklidir.
5.Tercihli Evlilikler;
Duygusal bağ, romantizm bu
evliliklerde geçerli değildir, soyun devamı ailelerin
birlikte çıkarlarının korunması bütünlüğün sağlanması
gibi özelliklerini içermekte mantıklı kararlara
dayanır. Bunlardan Argıthanı
kasabasında görülen söz alma, sözleşme ve kardeş
çocukları evliliğidir.
5.a) Söz alma ve Sözleşme;
Aileler arasında karar verilerek
yapılan gençlerin söz hakkının olmadığı evlenme
şeklidir. Önce nişan yapılarak kıza altın takılır,
ondan sonrada düğün yapılır.
5.b) Kardeş çocukları evliliği;
Yine aileler arasında karar
verilerek yapılan evlenme şeklidir.
Amca-Teyze,Hala-Dayı çocukları evliliği bu evlilik
şekline girmektedir.
6.Görücü (Kız isteme) Usulü ile
Evlenme;
Erkek tarafının karar vermesiyle
birlikte düşünülen kızın ailesinden istenmesi ile
görülen evlenme şeklidir,
Argıthanı kasabasında yaygın olarak görülen
evlenme tarzıdır.
7.Anlaşarak Evlenme;
Bu genellikle evlenecek çiftlerin
kendi aralarında anlaşarak karar vermeleriyle birlikte
ailelerinde kabul etmesine dayalı evlenme şeklidir.
8.Kız kaçırma;
Argıthanı’nda
yine yaygın olarak görülen evlenme şeklidir. Bu olay
normal aile içinde utanç sayılır. Ama evlenme
gerçekleştikten sonra bu olayı kabullenen aile
tarafları affetmektedir.
Argıthanı’nda
bunlardan farklı olarak boşanmış veya eşi ölmüş çocuğu
olan dullar arasında evlilikte görülmektedir.
1.3.) Nişan ve Düğün Adetleri
;
Argıthanı
kasabasında, halkın hemen hemen
hepsi birbirini tanımaktadır. Bu durumda kasabadaki
kişiler lakap ve isimleriyle birlikte birbirini
zikretmektedir. Evlilik için ise oğlan evi aile
yapılarını kendilerine uygun olduklarına inandıkları
kız için kendi aralarında karar verirler. Bu konuda
eskiden aile ne isteyeceklerse kız için oğlana, ne de
istenilen kıza istekleri sorulmaz. “Şu kız bize uygun”
denilir ve aile kendisi karar verir. Günümüzde ise
bunun değişmekte olduğunu görmekteyiz. Artık hem
oğlana hem de kıza bu konuda fikirleri sorulmaktadır.
1.3.1) Kız İsteme ;
Oğlan evi istenilecek kız için
karar verdikten sonra oğlan evinden kız evine önce iki
kadın gönderilir. Bu giden kadınlar kız evinin
hanımlarıyla tanışmıyorlar ise tanışmaya, tanışıyorlar
ise oradaki samimiyeti artırmaya giderlerdi. Bu
kadınlar öncelikle duyuru yaparlar ve uygunsa o akşam
dünür geleceklerini bildirirler. Kızın annesi eğer
varsa evde ebe-dedeye sorar yoksa kızın babasına
sormak için izin ister,kız evi bu arada araştırma
yapar, yakın komşulara oğlan ve ailesi sorulur. Bu
konuda oğlan evi cevap alıncaya kadar iki üç gün kız
evine gider. Eğer kız evinin cevabı olumsuz ise siz
nasibinizi başka yerde arayın bizim kızımız olmaz
denir. Eğer cevap olumlu ise “Bu iş tamam” denilir.
Kasabada eskiden dünür gelen kişilere çay
ikramıda yapılmazken,
günümüzde şimdi kolonyanın tutulduğu ve çay ikramının
yapıldığı görülmektedir. Ayrıca önemli diğer bir
unsurda bu konuda sadece çay ikramının yapılmasıdır.
Kasabada kahve ikramı yapılmamaktadır. Bunun yanına da
gelen dünürcü kadınların ayakkabıları kızı vermek
istemezse düz çevrilmez, eğer kız verilmek istenirse
ayakkabılar düz çevrilir.
1.3.2) Yumurta yeme (Çay İçme);
Kız evi kızı vermek istiyorsa, oğlan evine haber
verir. Oğlan evi o akşam kız evine gelir, önce çay
içilir, ertesi akşam yine kız evine gidilir. Kasabada
buna yumurta yeme yada helva yeme denilmektedir.
Eskiden kızın kaynanası (Dizlik) denilen bele bağlanan
önlük takılır. İçine pirinç, yumurta, et konur kız
evine gidermiş. Şeker ve çayı yine oğlan evi götürür.
Kızın ve oğlanın adı belli olur, kızın verildiği
böylece halka duyurulur. Günümüzde “Yumurta yeme”
adetinin kalktığı görülmekte bu adet ise “Çay içme”
olarak anılmaktadır. Şekeri- çayı ve pastayı yine
oğlan evi götürmektedir.
“Çay içme”de kıza kaç altın takılacağı konuşulur ve
diğer gerekli kıyafetler ve benzeri şeyler açıklanır.
Akşam “ çay içme” de kız evi ve oğlan evi en
yakın akraba ve arkadaşlarını çağırırlar, oğlan evi
kız evine giderek orada yemek yenir çay içilir.
Günümüzde ise bu çay pasta ikramına dönüşmektedir.
l.2.3.) Şerbet (Nişan Töreni);
Aradan bir hafta geçince “şerbet”
içilir. Eskiden at arabasıyla , günümüzde motor veya
taksilerle “ kayıt” gönderilir. Oğlan evinden kız
evine kayıtta
un,bulgur,düğü,pirinç,üzüm,kayısı,lahana, yaprak, sıvı
yağ,helva,gönderilir. Pişirilecek yemekler için oğlan
evi aşçı kadına da kendisi tutar. O gün gerekli
hazırlıklar yapılmaya başlanır. Ertesi gün ise kız evi
yakın akraba ve komşuları çağırarak “yufka” yaparlar.
Köy dilinde “ Şepit Ekmek”
bu gün köyde hem oğlan evinin hem de kız evinin düğüne
davet etmek istediklerini çağırmak için iki kız
okuyucu çıkar, bu okuyucular mahalle
mahalle ve kapı
kapı dolaşarak “annemin
selamı var yarın öğle şerbete” diyerek çağrılan
kişilere haber verirler. Okuyuculara eskiden sadece
bir veya iki yumurta verilirmiş. Ama günümüzde yumurta
yada para verilmektedir. Okuyucular köyün geleneksel
kıyafetlerini giyerek, anlı altın,askı takınırlar o
gün kız evinde yemekler verilmeye, su börekleri
yapılmaya başlar. Düğün yemekleri ertesi gün kız
evinin akrabaları kız evine , oğlan evinin akrabaları
oğlan evine toplanır ve oğlan evi topluca kız evine
gider. Burada herkes karışık yemek yerler kasabada
kadınlar arasında görülen ilginç ve çok yaygın
adetlerden birisi de “çorap dağıtma” adetidir. Renkli
yünlerden örülen ve şekerpare , tarakçın, karanfilli,
sandıklı, bedesten göbeği, halı göbeği,
şampi,
hakirhikir vb. gibi
çoraplar kız evi tarafından oğlan evine, 50 ila 100
adet arası bu çoraplar dağıtılır. Olan evi ise kıza
kadife takım, çember, çamaşır getirerek kıza
giydirirler. Bir odanın içerisinde kız ortada durur ve
getirilen altınlar sırasıyla takılır. Küpe, bilezik,
yüzük,saat, gerdanlık yada beşibiryerde takılır.
Kişilerin bütçesine göre altın çok yada az takıldığı
görülmektedir. Cumhuriyet
altınıda buna göre 5-7-9 (tekli sayılar olmak
üzere) takıldığı görülmektedir. Bundan sonra ise damat
edilen kişilerde kıza para veya altın takar.
Daha sonra gelin kız kızlar içine
oynamaya götürülür, oğlan evinin hanımlarıyla tek
tek kaşık oyunu oynar.
Oynama bitince kızdan altınlar ve paralar toplanır.
Gece 24-01 e kadar eğlenceler devam eder. Bu arada
davetli kişiler dağılmaya başlar, kızın ise kız
arkadaşları ve yakın akrabaları kızın evinde gece
kalırlar. O gece damat “çerez” getirerek kızla
konuşmaya gelir. Damada yemek ve çay ikram edilir.
Kızlar daha sonra yine eğlenceye devam ederler .Ve
sabaha kadar uyumazlar . Çember
çekmece gibi oyunlar oynanır uyuyan kızların yüzüne
ise boya sürülür.
1.2.1)
Oğlana Yüzük Takma
Bundan 5-6 gün sonra kız evi
damada takım elbise , kravat , gömlek , çorap
,ayakkabı , kaynanaya , ve diğer yakınlara yelek,
süveter , patik , çember , gömlek
Götürür O gün kız evi çok yakın akraba ve komşuları
olur gidecek olan davetlilerin hepsi baklava hazırlar
ve oğlan evine topluca gidilir damada getirilen
kıyafetler giydirilir yüzük yada altın kolye takılır
damat herkesin elini öper ve gider Damat o akşam yine
kız evine giderek “ Kızla görüşür yine damada çay ve
yemek ikram edilir o akşam oğlan evi kız evinden
gelenlere tülü hediye eder ve sonra herkes evine
döner.
1.3.5)
Söz Alma
Aradan bir müddet
geçtikten sonra oğlan evi
kız evine söz almaya gider. Baklava yapılır Kız evi
de yine yemek hazırlar “ Oğlan evi biz sözümüzü
almaya geldik” der. Ne kadar giysi yapılacağı sorulur,
genelde 15 – 20 takım kadife , mecidiye
midani ,
gutmi ,
hurşidiye, (allı morlu
midani) yapılmaktadır.
Böylece kız evi ile düğün tarihi belirlenir ve düğün
hazırlıklarına başlanır.
Bu arada yapılacak elbiseler köyde
dikiş diken kadınlara diktirilir. Kız evine göstermeye
gidilir. Kız evi gelenler çorap , çember veya tülü
örter.
l.3.6.) Baş bozma;
Dügün
tarihi genellikle ya gelin
pazara yada perşembeye çıkılacak şekilde ayarlanır.
Eğer düğün pazara çıkacak şekilde ayarlanırsa ondan
bir önceki haftanın Pazar günü “Baş
bozma” yapılır.

Bunun için
üç gün önceden yani perşembe günü yine oğlan evinden
kız evine “Kayıt”gider.
Cuma yufka yapılır, cumartesi yemek hazırlanır,
okuyucular yine köyün geleneksel kıyafetleriyle
düzülür. Geleneksel kıyafetlere başa takılan anlı
altın,askı eskiden beri önemsenmiştir. Anlı altın
askıda 20 tane askı altın, 40-50 tane anlı altın olur,
5-6 tane renkli kıvrak sarılır, ve en sonunda allı ,
yeşilli pullu örtülür. Pazar günü baş bozma yapılır,
yine oğlan evi , oğlan evinde, kız evi kız evinde
toplanır. Sinilerin içine dikilmiş elbiseler 2-3
siniye konulur, en altlarına da bisküvi ve şeker
konur. Elbiselerin üstüne yeşilli , allı pullu
örtülür, iki çarşafa “ Ak dürü” konur, (çarşaf,
havlu,çamaşır,tülü ) 50 oyalı çemberde başka bir
bohçaya sarılır. Oğlan evinin kadınları bunları
başlarının üzerine alarak mahallelerden gezerek kız
evine o gün gündüz gider, sonra kız evinin bahçesine
ya da avlusuna bir ip
çekilerek getirilenler gösterilir. Önce dikilen
kıyafetler serilir, bunlar alınır ak dürü serilir,
bunlar alınır “Yol” denilen 8-10 top mecidiye,
midani,
gutmi serilir.”Kadınlar
kendi aralarında “A şu kadar yol vermiş” derler.
Bunlar toplanır sonra gelin kızı getirir ortaya korlar
başına kına koyarlar kına yakıldıktan sonra “ Bozuk
para” bastırırlar.
Ocakda
mercimek aşı
İçinde kaynaşır taşı
Atladı çıktı eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Hay evlerin yakışığı
Kal evimiz kal
Kıcılar
kavak kıcılar
İşte geldi kınacılar
Gelmez olsun can alıcılar
Kal evimiz kal
----------x----------x------------
Aman mor ceplerin düğmeleri düz
değil
Senin alacağın çakır ela gözlü kız
değil
Amanda dolaştım dağlarda kar
bulamadım
O yar bana yanarmış ben bilemedim
İkide bülbül bir dala konar mı
Gel buraya gel
Bülbülün konduğu dallar solar mı
Konar mı aman aslanım sürmelim
Koyda gel aman
Herkes sevdiğine böyle yanar mı
Aman yanar mı aman
aman ben dayanamam
Pekte küçücüksün hiç inanamam
Serenler
serenler yüksek serenler
Anam ölürüm ayrılamam aman
aman
Ben dayanamam
Pekte küçücüksün hiç inanamam
Herkes sevdiğine böyle
yanarmı
Diye türküler söylenir.
Kızın başına tülbent sarılır, köy
diliyle çeki çekilir, sonra “ak çember” örtülür ,
kızın başının üstüne oğlan tarafı 15-20 çember atar.
Sonra kızın bir yakını bacısı gelir, kızı eve
götürür.
Sonra kadınlar yemek yerler, o gün
yine tefçi tutulur. Akşama doğru ise herkes dağılır.
Köyde görülen önemli bir adet ise “Armağan götürmek”
tir. Yerleşmiş adetlerden olan armağan baş bozmada ,
güvede, askere uğurlamada , sünnet düğünlerinde hep
götürülür. Armağan olarak şeker, fıstık, bisküvi,
gofret, nohut, fasulye, mercimek, pirinç koyulur.
Kasabada pek çok kişi tarafından bu adet kaldırılmak
istenmektedir. Belediye tarafından yasak edilen,
adetler arasında yer almaktadır.
O akşam kız evinde yine yakın
akraba , komşu ve arkadaşlar toplanır. Hem gündüz hem
de gece gelin olacak kız sokak kapısının önünde
gelenlere hoş geldiniz der, gidenlere de
kucaklaşılarak güle
güle der. Tefçi eşliğinden
oynar, günümüzde teyple de oynanmaktadır. Şu türküler
eşliğinden oynanır;
Kozan dağı çatal
matal
Arasında aslan yatar
Bir yiğide bir gelin yeter
İki olursa derdi artar
Emmiler türküsü;
Emmiler
emmiler hey aman
Türkmen emmiler
Uzun uzun
entariler
Salma yenliler
Bir araya gelmişte
Çifte benliler
Ne diyeyim ağlayayım
Karaları bağlayayım
Kaderim de böyleymiş
Bir oğlum
olsada versem hocaya
Okuya okuya
çıksa da heceye
Türküler böyle söylenerek oyunlar oynanır.
Kızlar o akşam kız evinde
kalırlar, damat yine çerez getirir, yemek yer ve
gider. Kızlar sabaha kadar eğlenirler.
O hafta içi kız tarafı yastık ,
yorgan içini yünle doldurarak hazırlık yapmaya başlar.
1.3.7.) Örtü Döşek;
O hafta Cuma günü ikindi vakti “
Örtü döşek” yapılır, Oğlan evi yine kız tarafına
gider. Kız evinde ise kız kendi arkadaşlarını toplar,
ikili olurlar en arkaya gelin olacak kız görümcesi
veya en yakın ardaklarından biriyle tutuşarak sıra
olurlar. En arkaya o gün damat ve arkadaşı ile durur,
böylece mahalle mahalle
gezerek köyü dolaşırlar. Ayrıca yeni gelin olmuş
kızlarda görmeye giderler. O gün
hüyük camii etrafından bir yada üç kere gelin
kız ve damat üç İhlas bir
Fatiha okuyarak dolaşırlar. Ba
adetde “ Çocukları olsun”
diye yapılmaktadır.
Eskiden kızla 4 hafta 10 gün bile
gezerken, günümüzde iki gün olmuştur. Baş gezen kızlar
en sonunda ya kız evinde
yada kızın akrabalarının birinin evinde yemek yerler,
yemek esnasında tuzlu sütlünün içine boncuk atılır,
kimin kaşığına gelirse o evden birinin oğluyla
evlenecek diye eğlenilir.
Bu arada kız evinde “Örtü döşek”
için gelenler içinde yine tefçi tutulur, oynanır ve
sonra şerbet dağıtılır. Şerbet alanlar tepsiye bozuk
para koyarlar, sonra yine dağılırlar.
1.3.8) Güve;
Bir gün sonra yani Cumartesi günü “Güve” yapılır. Güve
günü ise oğlan evi davetli olur. Kurban kesilir yemek
yapılır yemekten sonra mevlit okunur, şerbet içilir,
kız evi oğlan evine dürü yollar 10-15 çorap, süveter
,gömlek, elbise gönderilir. İki kişi götürür oraya
bırakır, o iki kişiye yemek konur. Çember verilir,
sonar o iki kişi eve dönerken güve günü baş gezen
kızlar oğlan evinde oynayan erkek deli kanlılara
bakmaya gider.

Cuma gününden itibaren davulcu tutulur, oğlan evinin
önünde sabahtan başlayarak gece geç saatlere kadar
davul çalar, gençler oyan ve eğlenirler. Oğlan evinde
verilen yemek esnasında damada para, altın takılır.
Baş kızı ile birlikte gelen gelin kız oğlan evinin
yakınında bir komşu evine girer, orada bekler.
Günümüzde ise oğlan evine de girilebiliyor. Oğlana
takılan para, altın , takılar üstünde iken kızla
birlikte fotoğraf çektirirler, kız da damada hediye
olarak saat , altın yada para takar.( Eskiden damat
önde, çalgıcılar ve delikanlılar arkada kasabayı
dolaşırlarmış). Daha sonra damat oynar ve sonra
dağılırlar, davulcular ceketini ona verir akşam
yeniden çalmaya başlar, damat güve günü yemek ten
sonra hoca dua okur ve ceketi giydirilir. Damat tıraşı
ise güve günü sabah yapılır.
1.3.9) Kına Gecesi;
Güve gününün gecesi “ Kına gecesi”
dir. Oğlan evinde toplanan
yakın akraba ve komşular, toplanarak kız evine
giderler. Giderken kız evine bir mahalleden gidilirse
dönüş aynı mahalleden dönülmez.”Gittiği gibi gelmesin
diye” kız evine kadınlarla birlikte bir iki erkek “löküs”
denilen tüplü ışık tutarlar. Kaynananın arkasında halı
veya dokuma heybe içinde kına ve gelinin ayakkabısı
bulunur.

Oraya varılınca kızın eline kına yakılır, başına al
örtülür, başına bir takke geçirilir, bunun üstüne mum
yakılarak maniler söylenir. Kına yakıldıktan sonra
kaynana gelini kaldırır. Kendi yerine oturtur, “ Benim
gibi oturup kalsın” diye . Kaynana geline gelinlik
ayakkabısını giydirir, gelinin ayağından çıkan
ayakkabıları alır, gider orada biraz oynanır. Gelin
kıza kına yakılırken şu okşama türküsü söylenir;
Sekiz beyle çıktım bir beye
Silkeledim girdim bir bağa
Adını sevdiğim Osman ağa
Onlar üç kardeştir üçü bir gezer
Üçüncü içinde sevdiğim bir geçer
Dolaştım dağları kar
bulamadım
Kendime münasip yar
bulamadım
Oluk
oluk sular olup akamadım
Güvercin olup dam
başına çıkamadım
Altın takıp yar
yüzüne bakamadım
Elli değil atmış değil yüz değil
Her cepkenin düğmeleri düz değil
Benim alacağım kömür ela gözlü kız
değil
Dolaştım dağları kar bulamadım
Kendime münasip yar bulamadım
Oğlan evi kız evinden ayrılır,
gençler bazı geleneksel deve oğlan, efe gibi oyunlar
oynar, on ikiye kadar eğlence devam eder, isteyen
içkili eğlencede düzenler. On ikiden sonra ıslık
çalarak damat oturtulur, sağ elinin iki parmağına kına
yakılır. Kınayı damadın yakın arkadaşlarından biri
yakar. Damada kına yakarken arkadaşları iğne batırır,
sonra kına sağanı saklanır ve damattan para istenir.
Damada kına yakılırken okşama türküsü söylenir,
kınadan sonra gençlere yemek verilir, sonra damat bir
yakınının evine uyamaya gider.
1.3.10)Düğün Günü;
Pazar günü sabah erkenden
hazırlıklara başlanır, eskiden oğlan evin dede kuşluk
vakti 1-2 kişi gidip bir berberin kapısında çalgı
çalarak çağırır ve sonra o berberi oğlan evine
getirirlermiş. Oğlanın babası , yakınları ve damat
tıraş olurmuş, sonra oradakilere ve berbere yemek
verilirmiş, Günümüzde ise damat tıraşı güveyi günü
yapılmakta ve berber eve getirilmemektedir. Günümüzde
gelinlikte değişmiştir. Eskiden köye özgü geleneksel
gelin kıyafeti giydirilirken “ Al duvak” günümüzde
beyaz gelinlik giydirilmektedir. Esi adetlere göre
oğlan evinden bir iki kadın kız evine gelin düzmeye
gider, kıza önce abdest
aldırırlar mecidiye şalvar, gutmi
entari giydirilir. Başına “ağda kutusu” denilen bir
nevi başlık , alnı altın, askı takılır. Rengarenk
kıvrak sarılır, boncuk örme, çiçeklerler süslenir.
Üstü nede allı bir pullu örtülür ve en sonunda da
kızın babası etrafında dolaşarak
salat-ı şerife okur ve kaftan giydirir. Oğlan
evinde ise at arabası üzeri kapatılır, süslenir,
atların kuyrukları bağlanır, mavi boncuklarla
süslenir, Kongurdak “Zil”
takılır, davetliler oğlanın yakınları “ Şeker heybesi”
denilen Argıthanı’nın el
dokuması olan heybelere şeker, kuruyemiş doldururlar
bunlar gelin alındıktan sonra mahallelerde gezilirken
sokaktaki insanlara atmak için yapılır. Damadın birkaç
yakını hazırlanan gelin arabasına
diğerleri de at arabalarına binerler. Davulcular
ise başka bir arabaya bindirilir ve önde giderler.
Mahallelerde gençler, çocuklar gelin arabasının
tekerlerini sökmeye çalışırlar, “yigitler
akçesi” denilen bahşişi almaya çalışırlar. Böylece
oğlan evi, kız evine davullar çalarak mahalle
mahalle gezerek gelin
almaya giderler.
Kız evinde ise gelinliği düzülmüş
gelin kızın cebine kızın yakınları ve komşular,
yaşlılar ve köy halkı para dökerler. Oğlan evi gelince
damadın babası ve yakınlarında girerek kızın cebine
para dökerler, sonra gelini almak için kızın babası
veya evin en büyük reisinden müsaade ister. Damadın
babası veya bir yakını gelin kızın koluna girerek onu
dışarıya çıkartır, elinden tutarak gelin arabanın
yanına gelince gelinin kardeşi veya yeğeni yere
eğilir, gelin onun sırtına basarak arabaya biner, yada
sandalye konur gelini arabada damadın iki yakını
arasında bir yastık üzerine oturtulur, oğlan tarafı
gelin arabaya bineceğinde bir imam tarafından dua
yapılır,
Gelin arabaya binince,bolca getirdikleri şekerlerden,
bozuk paralardan atarlar. mahallerden geçerken şeker
atarak oğlan evine dönülür.
Kasabada eskidende günümüzde’ de
kızın çeyizi evleneceği
Pazar günü oğlan evine götürülür. Bu eşyalardan küçük
çocuklar yastık kapmaya çalışırlar ve damattan bahşiş
isterler. Gelin arabası da
oğlan evine yaklaşınca durur, “Atlar çekmiyor” diyerek
kaynanadan bahşiş alınır. Gelin eve gelince kaynata
tarafından indirilir. Damatta kapıda bekler pullu
mendille şeker atar.

Günümüzde ise oğlan evinden
hazırlanan bir araba kız evine gider, gelin kız
alınarak Ilgın yada Akşehir’de bir kuaföre gelin başı
düzdürülmeye gidilir. Kızın eşyaları ise oğlan evinden
tutulan motorlara yüklenir kızlar motorlara binerek
eşyaları tutar sonra mahalle
mahalle gezerek türküler söyleyerek oğlan evine
gidilir. Orada geline verilecek iki odaya eşyalar
yerleştirilir ve kız evi geri döner, oğlanın yakınları
hepsi tutar, yine mahallelerde şeker atmak için şeker
alınır, bir motor arabasına da davulcular biner onlar
önde davul çalarak gelin almaya gidilir. Kız evinde
ise beyaz gelinliğini giymiş kıza yine para dökmeye
gelinir. Kızın babası beline kırmızı şerit bağlar
oğlan evi gelince başta damadın babası ve yakınları
içeri girerek kıza para dökerler. Kızın babasından
müsaade istenir, müsaade alınınca kaynata ve bir
yakını gelinin koluna girerek, duvağı kapatılır, gelin
arabasına bindirilmeden önce davullar susturulur ve
bir hoca tarafından dua okunur. Dua bitince davullar
çalmaya başlar. Gelin arabaya bindirilir ve
mahallelerde gezerek oğlan evine dönülür. Bu arada bir
araba gelin arabaya binince damada müjde vermek için
süratle oğlan evine gider. Mahallelerde gençler,
çocuklar gelin arabasının önünü keserek kaynatadan
bahşiş almaya çalışır. Mahallelerde yine şeker atılır
oğlan evine böylece dönülür.
Gelin arabası gelince damat çıkar
taksinin kapısı açılmaz , damattan para istenir. Damat
parayı verince taksinin kapısı açılır, damat gelini
çıkarır damat ve gelin şeritlerle sıkıca bağlanmaya
çalışılır. Gelin önce bir saçtan geçirilir “ evi sıcak
olsun diye” koyun postu üzerine bastırılır “koyun
gibi,melek gibi” olsun diye, yufkaya tereyağı sürülür
geline verilir gelin bunu önce sağ tarafından , sonra
sol tarafından arkaya atar “ gelin yağ gibi olsun”
diye, yumurtayı duvara çarparlar “o eve sahip olsun,
gelin eve iyi sarılsın” diye , buğday atılır “gelin
eve bereket getirsin” diye, en sonunda eline testi
verilir, kapıdan içeri sokulur.
Gelinle damat bir odaya girer,
damat gelinin duanı açar hediyesine takar, bu arada
odanın kapısı bir kadın tarafından tutulur. Gelinle
damadı dışarı çıkarmaz damattan bahşiş ister. Sonra
gelinle damat dışarı çıkar birlikte fotoğraf
çektirdikten sonra damat gider ve akşama kadar
sadıç ile gezer gelin ise
ev kapısının önünde biraz bekletilir, yakınları ve
komşuları hoş geldin hayırlı olsun der,geline
sarılırlar ve geline okşama türküsü söylenir.
Geline bakın geline
Al gına yakın eline
Gelin ince beline
Sen gel menekşeli gelin
Bir gelin hanaydan iner
Elinde bal mumu yanar
Gelin gelin
allı gelin
Sen gel menekşeli gelin
Menekşesi biçim
biçim
Hep çektiğim bir yar için
Ben ağlarım için
için
Sen gel menekşeli
gelin
Eskiden Şeker atanlara daha sonra yemek verilirdi bu
günümüzde kalkmıştır.
Bu arada Kaynana, kaynata kız
evine “sağ salim geldi” diye çay içmeye giderler.
Akşamda kız evinde 10-15 kişilik
bir grup oğlan evine baklava getirir, oğlan evine
burada bu gelenlere yemek hazırlar hepsine kaynana
tarafından çember verilir .
Akşam ise eskiden gelin ve damada
abdest aldırılır ve
onların odasının önünde dini nikah kıyılırken
günümüzde dini nikah daha önceden kıyılmaktadır. Gelin
ile damadın yataklarından kadınlar tarafından çocuk
yuvarlanır “çocukları olsun” diye.
Sonra damadı ve gelini odaya bir
kadın koyar onları orda yalnız bırakarak çıkar gelin
damat ile konuşmaz , damat ise ona hediye vererek
güldürmeye ve konuşmaya çalışır.
1.3.11 ) Erte Günü ;
Ertesi günü sabah namazı ile
birlikte kalkılır, gelin kaynanası ve kaynatasına
abdest suyu döker
ellerini öper gelin kaynanasına , kaynatasına ,
çelebisine, eltisine ve diğer yakınlarına getirdiği
hediyeleri verir. Ellerini öper onlarda geline para
çevirirler.
Daha sonra gelin erte (yüz
görünümü) için hazırlanır, daha sonra erte için avluda
yüksek bir yere çıkarılır. Komşular o sabah geline
bakmaya gelir ve yeniden “Hoş geldin “denir. Tefçi
tutulur ve biraz oynanır. Gelin oynayanlara para
çevirir şeker atılır, böylece düğün merasimi biter.
Kız evi ise aynı gün oğlan evine
gelerek ziyarette bulunurlar, akşamları ise gelin ve
damat hediyeler vermek üzere yakınları ve akrabaları
ziyaret etmeye başlar ve her
gittikleri yerde kendilerine yemek verilir. El
öperler, eli öpülenlerde para çevirir. Gelin üç yada
beş günlük iken damat ve gelin kız evine gider, anne
ve babalarının elini
öperler, orada yemek yerler. Gelin 40 günlük oluncaya
kadar sokak kapısından çıkmaz
iken bu adette günümüzde değişmiştir. Kırkıncı gün
gelinin anne ve babası gelini ve ailesini yani anne ve
babası dünürlerini yemeğe davet ederler. Gelin, damat
ve yakınları o
akşam yemeğe giderler. Gelin ise o geceden itibaren
anne evinde üç gün kalır. Damat ve yakınları geri
dönerler. Damada o gün yün çorap hediye edilir, damat
o çorabı kız evinde bırakır. Diğer yakınlarına da
çorap , çember hediye edilir. Annesini evinde kalan
gelini akarabaları davet
eder. Bu üçüncü günden sonra kızın annesi yakınları
bir armağan hazırlar damadın da çorabını üzerine
koyarak oğlan evine ziyarete giderler, yemek yenir ve
oradan ayrılınır, böylece
de düğün sonrası gelmelerde bitmiş olur.
1.4.) Köy Toplumu ve Evlenme
Olayı;
Evlenmenin tamamlanabilmesi için
yerine getirilmesi için bütün törenler yalnız
evlenecek iki gencin ve akrabaları ile ailelerini
ilgilendirmekle kalmamış, cereyan eden olaylar ,
hakkında köy halkı da uyarıda bulunmuştur. Köy toplumu
yeni kurulmakta olan aileyi başından sonuna kadar
takip etmiş, kurulduktan sonra yeni aile birliği
hakkında hüküm de vermişledir. (YASA ,l955,s.137-138)
“İkisi bir birine uygundu” “daha
iyisini mi bulacaktı” gibi sözler söylendiği gibi,
“Yazık oldu onun dengi değildi” gibi olumsuz sözlerde
sarf edilmektedir.
1.5.) Kasabada Aile ve Akrabalık:
Bir köy ailesinin kuruluşundan
itibaren göz önünde tutulan ille konu akrabalıktır .
Bundan sonra komşular ve köyde bulunan topluluk
önemlidir. Bunun için bir köy monografisinin de
akrabalık münasebetleri önemli bir rol oynamakta ve
köyde meydana gelen hareketlilikte bu faktör esas
alınmaktadır.
Argıthanı
kasabasında yaşayan kişilere baktığımızda kasaba
nüfusunun 5000 bin civarı olması bir yana; kişilerin
hemen hemen hepsinin kan
bağı yada evlenme yoluyla bir birleriyle akraba olduğu
görülmektedir.
Akrabalık münasebetleri bir köy
topluluğu için çok önemli bir rol oynamaktadır. Ancak
değişen sosyo-kültürel
yapı ile birlikte bu akrabalık münasebetlerinin
zayıfladığı da gözle görülmektedir.
Özellikle günümüzde yetişmekte
olan genç kuşağın yetişme tarzı farklılıkları ve
kasaba dışında eğitim görmeleri sebebiyle kasabadaki
sosyo-kültürel yapıdan
daha kopuk bir yaşam tarzı sergilemektedirler. Bunun
yanında İbrahim Yasanın da belirtmiş olduğu gibi “
Soyadı Kanunu” ile birlikte aynı soydan oldukları
halde bir çok kimsenin ayrı ayrı
soyadı almış olmaları eskiden soy zümreleri arasında
görülen yardımlaşmanın günümüze kadar zayıflayarak
gelmesine sebep olmuştur.
1.5.1) Akraba İçinden ve
Dışından Evlenmeler:
Argıthanı
Kasabasında ailelerin birbirine uzaktan da olsa akraba
olmaları yakın akraba evliliklerinin yapılmasında da
etkili olmuştur Burada dayı-hala , amca-teyze kızları
veya oğulları ile evlenmelere oldukça sık
rastlanmaktadır. Bununla beraber her toplulukta olduğu
gibi Argıthanı kasabasında
“çok yakın “ akrabalarla evlenmek yasaktır. Mesela hiç
kimsenin ablasının kızıyla (yeğeniyle ) yada amca,
dayısı ile evlenmesine izin verilmemektedir.
Akraba grubu içindeki evlenmelerin
başlıca sebebi, oğlan veya kızın “soy ve soyunun”
belli olması; oğlan veya kızın
yakinen tanıyor olması, başkalarıyla
evlenmelerde bu hususun incelenmesinin yer almasıdır.
İkinci sebebe ise burada, aile de malın
parçalanmamasına ve de başkalarına intikal etmesine
engel olmaktır. Üçüncü amaç gittikçe zayıflayan bir
sebebe akrabalar arasında mevcut olan işbirliği ve
yardımlaşma geleneğinin devam etmesini sağlamaktır.
1.5.2. ) Kasaba İçinden ve Kasaba
Dışından Evlenmeler:
Bir yerleşim yerinde dışla
münasebet arttıkça sosyo-kültürel
yapıda da meydana gelen değişmeler aile yapısını da
oldukça önemli bir tarzda etkilemiştir. Özellikle yeni
yetişen genç kuşağı modern hayatın etkisi ile
birlikte, kasaba dışında eğitim görmesi evlenme
konusunda kasaba dışı evliliklerin yapılmasında bir
artışa neden olmuştur, ancak bunun yanında çok önemli
diğer bir faktörde kasabada yaşayan dul erkelerin daha
kolay bir şekilde evlenmeleri için fakir diğer komşu
dul kadın veya kız getirmektedir.
Ancak kasaba dışı evliliklerde
erkeklerde yaşanan bu kolaylık kadınlar için pek de
geçerli değildir. Kasabanın görünümü ve
sosyo-kültürel yapısını
komşu köylere nazaran gelişmiş olması bu köylere kız
verme hususunda çekingen davranmalarına sebep
olmaktadır.
Bunun yanında anlaşarak
evlenmelerde kasaba dışından özellikle ilçelerden
ya da diğer illerden taraf
seçilmesi değişen yapıyı bize göstermektedir.
1.6.) Ailenin Parçalanması:
Evlenme ile meydana gelen birlik
ilk çocuğun doğması ile aile dediğimiz müesseseye
münkalib olur ve çocuğun
yetişmesi için bu müessesenin devamı gerekir. Aile
müessesesinin yaşaya bilmesi ve çözülüp dağılmaması
için bazı şartlar yerine getirilmesi icap eder. Bu
şartlardan bir veya bir kaçı yerine getirilmeyecek
olursa ailenin düzeni bozulur. Geçimsizlik denen
“Hır-Gür” başlar neticede müessesede parçalanarak
çözülür.
Aile geçimsizliklerinin sebebi en
önemsiz bir mesele olabileceği gibi çok
girift bir meselede
olabilir. Mesela, gelin kaynana anlaşmazlığı , sinir
bozucu karı koca dırıltıları ile iktisadi zaruretlerin
sebep olduğu geçimsizlikler arasında
sosyo- psikolojik
bakımlardan sadece bir şiddet farkı vardır.(YASA,
l996,s.l55)
Değişen sosyo-ekonomik
şartlarlar birlikte ailede de bazı unsurların
değiştiğini görmekteyiz. Özelliklede eskiye oranla
sosyal kontrolün azalması veya yasal prosedürlerin
devreye girmesiyle birlikte iç ilişkilerde
farklılaşmalar olmuştur. Boşanmada aile konusunda en
öneli faktörlerden birisidir.
Argıthanı
kasabasında ailenin iki şekilde parçalandığını söyleye
biliriz.
1-
Ölüm gibi aile fertlerinin elinde olmayan
sebeplerden dolayı meydana gelen parçalanma.
2-
Aile fertlerinin kendisinden kaynaklanan
parçalanma.
Bizi ilgilendiren 2. Madde
bakarsak Argıthanı
kasabasında da aile içinde yaşanan ufak tefek
geçimsizlikler hiçbir zaman tamamen ailenin
parçalanmamasına sebep olmamaktadır. Ailenin
parçalanmasına sebep olan faktörlere baktığımızda ilk
sırada ekonomik yetersizlik ve geçimsizliği
görmekteyiz. Son 2-3 yıla baktığımızda iklim şartları
ile birlikte kurak bir mevsimin yaşanması, ekonomik
kriz gibi etkilerden dolayı ortaya çıkan işsizliğin
olumsuz yönde aileyi etkilemektedir. Özellikle asgari
ücretle çalışan zorda kalan kişilerin işten
çıkarılması ile birlikte yeniden geniş ailenin içine
girmeleri geçimsizliğin başlamasına sebep olmakta bu
da ailenin parçalanmasına kadar gidebilmektedir.
Kasabada itaatsizlik ve
ahlaksızlık olarak nitelendirilen hareketlerden dolayı
parçalanan aile sayısı çok olmamakla birlikte görülen
sebepler arasındadır.Duygusal uyumsuzlukta son
zamanlarda sık karşılaşılan faktörlerden birini
oluşturmaktadır.
Kasabada ölüm
ya da boşanma sebebiyle parçalanan ailenin
yeniden kurulabildiği görülmektedir. Nitekim özellikle
erkeklerin çok yaşlı değilse de tekrar evlenmekte
zorluk çekmediği , kadınlara gelince, emekli maaşı
alan dul kadınlar evlenmemekte, maaşı olmayanlar ise
çocuklarının yanında kalmaktadır.
Sonuç olarak, çok az görülen kız
ve evli kadın (1-2 tane) kaçırma vakaları, boşanma ve
ayrılmalar bir tarafa bırakılacak olursa kasabada
aile yapısının korunduğu görülebilir. Kasabada geniş
aile oranı daha fazladır, aile bireyleri çok
dağılmamış olup, saygı son derece önelidir. Aile
büyüklerine saygıda kusur edilmediği görülür.
1.7) Doğum Adetleri :
Çocuk doğduğu zaman yemek tuzu ve
kına karıştırılır, çocuğun başına , kollarının altına
ve bacaklarına sürülür. Bu da “Çocuk kokmasın” diye
yapılmaktadır. Söz
konusu çocuk doğduğunda pirinç yada yoğurt çorbası
yaparak yada armağanla gidilerek “Çocuğun yaşı uzun
olsun, Güle güle büyüt”
temennisinde bulunulur. Altın veya para takılır, bu
gelen kişilere çay ikram edilir. Çocuk kırk günlük
olunca 40 tane taş anne için, 40 tane taş çocuk için
toplanır. İkisinin de içlerine birer tane altın yada
gümüş atılır, bu taşlar iki ayrı kaba konur. Çocuk ve
anne birbirinden ayrılır 40 taş annenin suyuna , 40
taş çocuğun suyuna konur ve ikisi de ayrı
ayrı banyo yaptırılır.
Bundan sonra çocuğu annesi kendi
annesinin evine götürür. Burada çocuğa hediye verilir,
altın takılır, bundan sonra çocuk hangi yakın
akrabanın evine giderse orada çocuğa sıçanlık verilir.
“Çorap, bebek takımı,battaniye” gibi. Bu iki üç ay
devam eder. Çocuk 3-5 aylık olunca yeniden “Kırk
çıkarılır”. Okuyucu çıkar, yemek yapılır. Kız tarafı,
kız tarafını ,oğlan tarafı oğlan tarafını toplar, kız
tarafı topluca oğlan tarafına gider. Hediyeler
götürülür, para ve altın takılır,hediye olarak
getirilen battaniye, yorgan, bebek takımları, ipe
asılarak sergilenir. Sonra mevlit okutulur, şerbet
dağıtılır, bu bitince yemek verilir ve kırk sona erer.
1.8.) Sünnet Adetleri:
Sünnet adetlerinde de önceden
hazırlıklar başlar , yufka yapılır, sünnet olacak
çocuğa sünnet elbisesi alınır, yemekler yapılır.
Yemekler çok olduğu
için(Çorba,et,tatlı,sütlü,börek,sarma,hoşaf,pilav)hazırlanır.Günümüzde
geleneksel kasaba yemeği yerine etli ekmek ve ayranda
verilmektedir. Sünnet gününden bir gece önce çocuğa
kına yakılır.

Ertesi gün öğlene doğru çocuk
arabalarla mahallelerde gezdirilir. Eskiden gezme
yokmuş. Sonra eve dönülür, mevlit okutulur. Yemekten
sonra sünnet yapılır. Çocuğun sünnet tepsisi , sünnet
makası ve kesilen kabuk , orada bulunan cemaate
gezdirilerek para toplanır. Sünnetten öncede çocuğa
gelenler tarafından para ve altın takılır. Eskiden
kasabada çocuğun babasının hali vakti yerinde ise
sünnet günü öğleden sonra at yarışı, koşu ve güreş
müsabakaları tertip edilirdi. Birinci gelenlere bahşiş
ve ödül olarak koç, koyun ve keçi verilirdi. Eskiden
sünnet töreni 3-4 gün devam ederken günümüzde 1-2 güne
inmiştir. Akşama kadar eğlence yapılır. Böylece sünnet
merasimi biter.
1.9) Bayram Adetleri :
Ramazan ayı Ramazan bayramında ve
Kurban bayramında yapılanlar hemen
hemen aynıdır. Kasabada
bütün evlerde temizlik yapılır, etlikler kesilir.
Ramazan içerisinde mahallenin imamı, her gün bir komşu
tarafından yemeğe davet edilir. Yanında da varlıklı
kimseler bir sofra fakir çağrılarak yemek yedirir.
Halkın birbirine iftarlık vermesi adet haline
gelmiştir. Her akşamüzeri bazı camilerde etli pilav
dökülür. Çoluk çocuk, cemaat bu pilavı yedikten sonra
dağılır. Ramazanda er davulu çalar maniler söylenir,
Bahşiş toplanır.
Fakirlere dağıtılan fitre ve
zekatlar ramazan 28 inden sonra genellikle kadir
gecesiyle Arife günü arasında verilir. Kadir gecesi
gereğince ihya edilir. Bayramda yemekler hazırlanır,
baklava yapılır ve kadınlar – çocuklar kına yakarlar.
Arife sabahı kasabada genelde pişi hamurdan yapılır.
Çocuklar pişi ve şeker toplamak için ev
ev dolaşırlar. Şu sözleri
söyleyerek pişi toplarlar.
Pişi pişi
ebem govuk dişi
Verenin bir oğlu olsun
Vermeyenin kel başlı kızı olsun
Ramazan manileri ise şunlardır,
Camiler direk ister
Dayanmaya yürek ister
Benim karnım toktur ama
Arkadaşım börek ister
Davulumun sapı sarı
Çekerim ben ahu-zarı
Verin beş on para
ağalar
Bende alayım bir
karı
Bize geldik size geldik
İnci mercan dize geldik
Başlar tacı iki gözüm
Arz eyledik size geldik
Davulcular, Ramazanın 15 inde dükkan ve kahvehanelerde
davul çalarak bahşiş toplarlar . Arife günüde aynı
şekilde davul ve manilerle bütün kasabayı dolaşarak
buğday, bulgur, un para toplarlar.
Arife günü ikindi namazından sonra
çocuklar ve bütün halk kabir ziyareti yaparlar .
Kabir'e önce imam girer.
Kabrin belirli yerlerinde
oturur Yasin-i Şerif ve bazı sureleri okur . Gelen
cemaatte aynı şekilde oturarak dinler. Bittikten sonra
herkes dağılıp kabirlerini ziyaret eder.
Bayram gününde aynı şekilde sabah
namazından sonra kabir ziyaretleri yapılır. Eskiden
mahallenin hanımları tarafından mahalle ve köy
odaları hazırlanır, gelen cemaat, yaşlılar, yukarıya
imamda mahallenin en son odasına girip otururdu odaya
her gelen önce gelenlerle bayramlaşır büyüklerin
elleri öpülür. Çay-kahve içilir .Evlerde
evlerde hazırlanan
yemekler gençler tarafından getirilir, yemekler yenir,
kadınlar ve çocuklar dış arda yemek yerler . Kalan
yemekler ve ekmekler fakirlerin evlerine gönderilir.
Her odanın halkı , odaların önüne çıkarak dururlar.
Mahalle imamının da bulunduğu en son cemaat diğer oda
veya odaların cemaati ile bayramlaşır. O mahalle halkı
diğer mahalle halkı ile birleşerek bayramlaşır.
Daha eski tarihlerde ise Müderris
Hasan Bilgin hocanın medresesine gidilir ,
bayramlaşılır , yemekler
yenilirdi. Daha sonra nahiye müdürü , belediye reisi ,
karakol komutanı ve askerler ziyaret edilerek
bayramlaşılırdı, ama
günümüzde bu adetler değişmiştir . Kasabanın erkekleri
çarşıda bayramlaşmakta , aileler büyükleri ziyaret
etmektedir. Kasabada bayramlarda bayramlaşmaya gelen
her kişiye sofra açılmakta , yemek hazırlanmaktadır.
Kurban bayramında ise kurban
kesilir,etler fakirlere ve komşulara dağıtılmakta ve
misafirlere ikram edilmektedir. (CERAN,1996,s.123-124-125)
1.10) Askere Uğurlama;
Kasabada askere gidecek gençler ,
akrabaları tarafından yemeğe davet edilir. Bir iki
hafta genç arkadaşları , komşuları tarafından yemeğe
davet edilir. Bu arada kasabanın hanımları askere
gidecek gencin ailesine armağanlarla hediyeler
götürür. Gece para takılır hayırlı askerliğin olsun
denilir. Eskiden askerler gidecekleri yere trenle
gittikleri için tavuk pişirilip torbasına konulurmuş
ama bu günümüzde yapılmamaktadır. Gideceği gün ,
kasabanın mezarlığında toplanan halk dua eder askerler
uğurlanır. Askere uğurlanırken davul çok fazla
çalınmaz ama bazı kişilerin davul çaldırdıkları
görülür. Askere gidecek genci eğlendirmek için ağzına
çocuk emziği verilir,verilir ve eğlenilir. Daha sonra
helalleşerek uğurlanır.
Eskiden asker mektubu önemli iken
günümüzde mektubun yerini kitle iletişim araçlarında
telefon aldığı görülmektedir.
1.12) Bilmeceler ;
-Bilmece-bildirmece el üstünden
kaydırmaca
(SABUN)
-Çarşıda aldım bir tane, eve
geldim bin tane
(NAR)
-Küçük küçük odalar birbirini
kovalar
(TREN)
-Yer altında kilitli
sandık
(MEZAR)
-Sarı tavuk dalda yatır, dal
kırılır, yerde yatır (AYVA)
-Gelir leyla,
gider leyla, ayak üstünde
durur leyla
(KAPI)
1.12)
Tekerlemeler
-Şu duvarı malalamalı mı ,
malalamamalımı?
-Şu yoğurdu
sarımsaklasakta mı saklasak
sarımsaklamasakta mı saklasak?
-Yağ satarım , bal satarım , ustam
ölmüş ben satarım , ustam kürkün sarısı,satsam on beş
yarısı yağlıca ballıca dayak atarım zambak
zum bak dön arkana iyi
bak (Oyun tekerlemesi) (CERAN , 1996, s.27-128)
1.13)
Atasözleri ve deyimler;
-Sakla samanı gelir zamanı
-Ağaç yaş iken eğilir
-İyi insan lafının üstüne gelir
-İti an çomağı hazırla
-Yinli
çalıyı yel alır , ağır çalı yerinde kalır
-Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ
alır
-At binenin kılıç kuşananın
-Çağır karaca oğlan çağır, her taş
yerinde ağır
-Gün bir öğün üç
-Bir yuğurum
unun varsa erbabına yoğurt
-Dananın oyması kazıktandır
-Taşı gediğine koymak
-Eşek sudan gelinceye kadar
-Boş gezenin boş kalfası
-Günahı taş gibi üstüne
-Boyu uzun aklı kısa
1.14.) Evlenme ve Düğüne ait
Atasözü ve Deyimler
-At ile avrat yiğidin bahtına
-Er ekmeği meydan ekmeği
-Ana baba ile geçmiş yok
-İyi olursa Allah dan kötü olursa
kuldan
-Erkek gezer ovayı , dişi kuş
yapar yuvayı
-Ömrün uzun düğünün güzün olsun
-Allah yazdıysa bozsun
-Harman yelle , düğün elle
-Armağansız konuk , saban
demirinden soğuk
-Düğün evine töresiz , sinisine
turasız gidilmez
1.15.)
Argıthanı’nda Ağıtlar
:
Ağıt türküsü;
Ak entari giysem oyma yakalı
Pullu pabuç giysem burnu tokalı
Sarı semerimle gezerim
omarım
İçerimde
oğrun oğrun yanarım
hey
--------x---------------x--------
Camilerin yeşil olur direği
Yanık olur anaların yüreği
Hiç acımıyor kahpe feleğin yüreği
Oy koç yiğidim oy
oy
--------x---------------x--------
Yavrularım evin arar
Bastığım yerde ayağım kayar
Senin yavrularını da kimler eğler
Hey evleri ıssız koyan yiğidim
Hey üç yavrusunu öksüz koyan koç
yiğidim
Karşıdan atıldı topumuz
Açıldı yine koca kapımız
Kahpe felek açtı bizim anlımız
Kara kara
yazılmış yazımız
Ha benim kara yazılım
Ha benim boynu eğiklerim
Bende sizi kaldıramam kuzularım
Helkenizi dolduramam yavrularım
Bende sizi babasız olup da
Güldüremem kuzularım
Ta ciğerimden sızılarım (CERAN,l996,s.131-132)
1.16.) Eski Eğlenceler:
Eskiden gençler, aralarında
toplanarak sıra dizer ve bir “Yiğit başı” seçer.
Yiğit başı seçilen kimseler, mahalle odasına bakmak ve
temiz tutmak için bir oda başı seçerdi. Bu kimse,
Fakirlerden seçilir ve korunurdu.
Yiğit başı sıraya girenleri ,
yemek getirme sırasına koyar, sırası gelen çeşitli
yemekler hazırlayarak akşama odaya getirir,
arkadaşları ile birlik yaren odasında yerler, sohbet
eder,eğlenirlerdi. Burada oyunlar oynar, yüzük
saklanır,oyun oynanır ve türküler söylenirdi. Yiğit
başının kurallarına uymayanlar onun vereceği cezaya
razı olurdu. Birde odanın önünden geçen ve şaka
götüren kimseler zorla odaya kapatılır, bir adak
adadıktan sonra bırakılırdı.
Bu gelenekler on üçüncü asırda
Abbasi Halifesi Nazır Lidinillah
tarafından kurulan Fütüvvet
(Gençlik) teşkilatının büyük Türkmen tasavvufçusu şeyh
Eshadüd-Din
Kirmani (Ö.1238), onun
öğrencisi ve damadı şeyh Nasrüd-Din
Mahmut Bin Ahmet el-Hayi
(Ahi Evran)’in Anadolu’da
gençleri ve otuz iki zümre olan esnafı organize
ettiği “Ahilik ve Fütüvvet”
(Kardeşlik ve Yiğitlik) teşkilatının Anadolu’da sekiz
asır devam eden bir uzantısı idi. (Bayram,1987.s.37)
(Bayramdan Aktaran CERAN.l996 s.133)
1.17) El Sanatları:
Kasaba da el sanatları yönünde farklı tutumların
olduğu görülmektedir. Kasaba da bütün eskiden
halıcılık ,kilim,palan dokumak kalktıysa da günümüzde
hala görülmektedir. Ama Eskiden olduğu gibi günümüzde
renkli çoraplar, patikler örülmekte ve heybeler
dokunmaktadır. Kızlar hala kanaviçe işlemekte,
boncuklu oya örmektedirler, kızların çeyizi içinde
dantel önemli bir yer tutmaktadır. Kasaba da halen,
yün yorgan , yastık da dikilmektedir.
1.18.) Giyim ve kuşam:
Kasaba da değişen dünya ile
birlikte modern yaşamın
çizgilerinde görülmeye başlanmıştır. Nitekim
değişimi gösteren en önemli göstergelerin biriside
giyim – kuşam dır. Kasaba da yaşlı ve orta kuşaklarda
hala geleneksel , orta Anadolu giyim özellikleri
görülse de gençlerdeki giyim özellikle çok değişmiş
bulunmaktadır. Kasabada ki geleneksel giyim ve kuşama
kadınlar şalvar, kuşak, yenli entari ,yelek giyerler.


Başlarına da boncuklu oyalı çember (Eşarp) örterler.
Yeni gelin olmuş kızlar ise mecidiye,
midani şalvar,
Gutmi gibi kumaş entari
giyerler. Alnı altın, askı altın takarlar. Pullu
çember örterler, boyunlarına da cumhuriyet altını
(Ankaralı) takarlar.
Erkeklerde ise değişim daha az görülmektedir. Eskiden
olduğu gibi gömlek,pantolon ceket giyilmektedir.
Günümüzde genç kuşağın değişen modern hayata daha
çabuk ayak uydurduğu göz önüne alınırsa giyim kuşamda
genç kuşağın daha hızlı bir değişim gösterdiği
görülebilir.


Nitekim köyde hala değişme karşıtı
muhafazakar kalan ailelerin çocukları geleneksel
kıyafetleri kullanırken, özellikle okumakta olan genç
kuşağın giyimleri daha modern çizgiler taşımaktadır.
Genç kızlar ve kız çocukları eskiden daha sıkı bir
şekilde denetlenerek aileleri tarafından şalvar
giydirilirken günümüzde etek ve pantolon giyilmesine
aileler pek karışmamaktadır.
1.19.) Yemek Kültürü :
Argıthanı
kasabasında yapılan yemeklere baktığımızda unlu
yiyeceklerin önemli bir yer tuttuğunu görürüz.
Argıthanı’nda eskiden beri
önemini hiç yitirmeden devam eden en önemli adetlerden
biriside “yufka” yapmaktır. “Evde yufka olmazsa kıtlık
olur” düşüncesiyle yufkanın
sürekli yapıldığı görülür. Bunun yanında su böreği,
mantı, tahinli , haşhaşlı, patatesli soba çöreği
yapılmaktadır.
Kasabada bulgur pilavı ve yaprak
sarması en çok yapılan yemekler arasındadır. Nohut ve
fasulye başta gelmek üzere baklagillerden yapılan
yemeklerde çoktur.
Tatlı olarak da baklava ve
kaymaklı höşmerim ilk sırada gelmektedir.