AİLE: KURULUŞU-YAPISI VE ARGITHANINDA KÜLTÜR – FOLKLÖR 

1.1.     )  AİLE : Kuruluşu ve Yapısı:                    

                    Bu günkü milletlerde aile , Toplumun bir hücresi olarak düşünülmektedir. Bu Müessesenin önemi toplumdan topluma değişebildiği halde hemen hemen her millette içtimai birimlerin esasını teşkil etmektedir . Memleketten memlekete yapı ve şekil farkları göstermekle beraber aile,toplumdaki temel fonksiyonunu henüz kaybetmemiştir. Bu nedenledir ki  köyde içtimai - iktisadi araştırmalar yapılırken aile monografilerini esas tutmak gerekir.(YASA, 1955,s.126)

                    Argıthanı kasabasının içtimai-iktisadi yapısını anlayabilmek için aileyi esas almak gerekir. Çünkü içtimai ve iktisadi münasebetlerin karakterleri , bir taraftan çevrenin tabi faktörleri , bir taraftan ailenin kuruluş şekilleri , yapıları, diğer taraftan bu birimlerin normal ve anormallik halleri ve nihayet iktisadi birer birlik olarak işleyip işleyememelerine bağlıdır. Bu itibarla köy ailesinin kuruluş safhaları üzerinde birer birer durmak bu topluluğun mahiyetini anlayabilmek şarttır.(YASA ,1955,s.126) 

                    Argıthanı kasabası örf, adet, gelenek ve görenekleri ile Anadolu’da yaşayan kültürün devamıdır. Yirminci yüzyılın geride kalması ile birlikte Türkiye’de görülen modernleşme hareketleri her yerde varlığını sergilemektedir.

                    Bunun yanı sıra Argıthanı kasabası gibi Türkmen geleneklerinin görüldüğü yerlerin bu kültür emperyalizmine karşı direnebildiklerini ve örf , adet, gelenek,görenekleriyle  varlıklarını sürdürdüklerini görebilmekteyiz. Bu nedenle dir' ki toplumun temel taşı ailenin kuruluşunu, yaşayışını incelemek bu araştırmada önemli bir merhaleyi temsil etmektedir.

                    1.1)  Aile Yapısı:

                    Argıthanı’nda aile yapısı ataerkildir. Sıkı ve geleneksel bir aile bağı hakimdir, ailede söz sahibi evin yaşlı erkeğidir. Bu evde bulunan en yaşlı üyeden başlayarak dede,baba şeklinde devam etmektedir. Aile reisinin otoritesi güçlüdür.

Sözü aile içinde büyük önem taşımaktadır. Önemli işlerde ve evlilik gibi durumlarda evin aile reisinin fikri önemlidir.  Ancak bu tür önemli kavramlarda istişarenin önemi de büyüktür.  Hatırı sayılır önemli akrabaların  amca, dayı, gibi kişilerin fikirleri ‘de  önemlidir.

                    Aile yapısında kadın statüsü açısından erkekten sonra gelir. Kadınlar ev işleri, tarla, bahçe işleri , hayvanlarla ve çocuklarıyla ilgilenirler.

                    Aile içinde karar almada görüldüğü gibi erkek egemenliği hakimdir. El öpme, hizmet etme önce erkeklerden başlayarak yapılır. Argıthanı’nda akrabalık ilişkileri önemlidir. Bayram , hasta ziyaretlerinde bu ilişkinin varlığı kuvvetli bir şekilde hissedilmektedir.  Evlilik ilişkilerinde’ de bu akrabalık önemini yine görmekteyiz.  Akrabalar arasında  kız alıp verme konusu aileler içinde önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra akrabalar arası dayanışmanın da önemi çok büyüktür.

                    Argıthanı’nda halen geleneklerin , örf ve adetlerin önemli bir şekilde devam ettiği görülmektedir. Bazı adetlere sıkı sıkıya bağlılık devam etmektedir. Argıthanı’nda evlenme yaş oranı çok düşüktür. Özellikle l8 yaş ve altı evlenme yaşını göstermektedir. Argıthanı’nda  evlenmeye büyük önem verilmektedir.

                    1.2) Argıthanı’nda  Görülen Evlenme Şekilleri;                   

1-       Endogamy ( Grup için evlenme)

 

             Evlenecek veya evlendirilecek kişinin kendi gurubu içinde seçilmesidir.    Endogamy kuralına göre bu uygulama belirli  guruplar içinde yapılmaktadır. Örneğin akrabalık,sosyal sınıf, din, kast ve millet bu evlilik biçimiyle gurubun düzenini,prestijini ve statüsünün korunduğu inancı yaygındır.

                    İçten evlenmenin bir önemli görevi de evlenmeler yoluyla iki aile arasında kurulmuş bağları güçlendirmek ve sürekli kılmaktır.  (GÖKÇE,l978,s.7-21)

                    Argıthaı kasabasında bazı ailelerin Endogamy evlilik biçimine önem verdiği görülmektedir. Özellikle mal varlığının parçalanmaması ve aile içinde kalması gb. nedenlerden dolayı bu evlilik biçiminin yapıldığı görülmektedir.

                    2.Exogamy (Grup dışı evlenme);                                                    

                    Endogamy’nin tersine bu evlenme tarzı kişeye grubun içinden değil grubun dışından eş seçme olanağı tanır. Bu durum en basit şekliyle sosyal gruplar arasındaki eş alıp verme sistemiyle açıklanabilir. (GÖKÇE,1978,s.7-21)     

                    3.Monogamy (Tek eşli evlilik) ;

                    Bir kadının bir erkek ve bir erkeğin bir kadınla evlenmesidir. Türkiye’de medeni kanunun kabul edilmesiyle birlikte tek eşle evlilik zorunlu hale gelmiştir. (GÖKÇE,1978,s.7-21)

                    Argıthanı kasabasında tamamiyle yaygın olan ve görülen (istisnalar dışında) tek eşli evlilik hakimdir.

                     4.Polygamy; (Çok eşli evlilik):

                    Bir kadının veya bir erkeğin birden fazla eşe sahip olmasıdır.

                    Yakarıda belirtildiği gibi Argıthanı’nda çok az görülen bir evlenme şeklidir. Burada görülen evlenme şekli ise ;

                    4-a) Polygyny;(Çok kadınla evlilik)                   

                    Bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesiyle görülen evlenme şeklidir.

                    5.Tercihli Evlilikler;

                    Duygusal bağ, romantizm bu evliliklerde geçerli değildir, soyun devamı ailelerin birlikte çıkarlarının korunması bütünlüğün sağlanması gibi özelliklerini içermekte mantıklı kararlara dayanır. Bunlardan Argıthanı kasabasında görülen söz alma, sözleşme ve kardeş çocukları evliliğidir.

                    5.a) Söz alma ve Sözleşme;

                    Aileler arasında karar verilerek yapılan gençlerin söz hakkının olmadığı evlenme şeklidir. Önce nişan yapılarak kıza altın takılır, ondan sonrada düğün yapılır.

                    5.b) Kardeş çocukları evliliği;

                    Yine aileler arasında karar verilerek yapılan evlenme şeklidir. Amca-Teyze,Hala-Dayı çocukları evliliği bu evlilik şekline girmektedir.

                    6.Görücü (Kız isteme) Usulü ile Evlenme;

                    Erkek tarafının karar vermesiyle birlikte düşünülen kızın ailesinden istenmesi ile görülen evlenme şeklidir, Argıthanı kasabasında yaygın olarak görülen evlenme tarzıdır.   

                    7.Anlaşarak Evlenme;

                    Bu genellikle evlenecek çiftlerin kendi aralarında anlaşarak karar vermeleriyle birlikte ailelerinde kabul etmesine dayalı evlenme şeklidir.

                    8.Kız kaçırma;

                    Argıthanı’nda yine yaygın olarak görülen evlenme şeklidir. Bu olay normal aile içinde utanç sayılır. Ama evlenme gerçekleştikten sonra bu olayı kabullenen aile tarafları affetmektedir.

                    Argıthanı’nda bunlardan farklı olarak boşanmış veya eşi ölmüş çocuğu olan dullar arasında evlilikte görülmektedir.

                    1.3.)  Nişan ve Düğün Adetleri ;

                    Argıthanı kasabasında, halkın hemen hemen hepsi birbirini tanımaktadır. Bu durumda kasabadaki kişiler lakap ve isimleriyle birlikte birbirini zikretmektedir. Evlilik için ise oğlan evi aile yapılarını kendilerine uygun olduklarına inandıkları kız için kendi aralarında karar verirler. Bu konuda eskiden aile ne isteyeceklerse kız için oğlana, ne de istenilen kıza istekleri sorulmaz. “Şu kız bize uygun” denilir ve aile kendisi karar verir. Günümüzde ise bunun değişmekte olduğunu görmekteyiz. Artık hem oğlana hem de kıza bu konuda fikirleri sorulmaktadır.

                    1.3.1) Kız İsteme ;

                    Oğlan evi istenilecek kız için karar verdikten sonra oğlan evinden kız evine önce iki kadın gönderilir. Bu giden kadınlar kız evinin hanımlarıyla tanışmıyorlar ise tanışmaya, tanışıyorlar ise oradaki samimiyeti artırmaya giderlerdi. Bu kadınlar öncelikle duyuru yaparlar ve uygunsa o akşam dünür geleceklerini bildirirler. Kızın annesi eğer varsa evde ebe-dedeye sorar yoksa kızın babasına sormak için izin ister,kız evi bu arada araştırma yapar, yakın komşulara oğlan ve ailesi sorulur. Bu konuda oğlan evi cevap alıncaya kadar iki üç gün kız evine gider. Eğer kız evinin cevabı olumsuz ise siz nasibinizi başka yerde arayın bizim kızımız olmaz denir. Eğer cevap olumlu ise “Bu iş tamam” denilir. Kasabada eskiden dünür gelen kişilere çay ikramıda yapılmazken, günümüzde şimdi kolonyanın tutulduğu ve çay ikramının yapıldığı görülmektedir. Ayrıca önemli diğer bir unsurda bu konuda sadece çay ikramının yapılmasıdır. Kasabada kahve ikramı yapılmamaktadır. Bunun yanına da gelen dünürcü kadınların ayakkabıları kızı vermek istemezse düz çevrilmez, eğer kız verilmek istenirse ayakkabılar düz çevrilir.

                    1.3.2) Yumurta yeme (Çay İçme);

                    Kız evi kızı vermek istiyorsa, oğlan evine haber verir. Oğlan evi o akşam kız evine gelir, önce çay içilir, ertesi akşam yine kız evine gidilir. Kasabada buna yumurta yeme yada helva yeme denilmektedir. Eskiden kızın kaynanası (Dizlik) denilen bele bağlanan önlük takılır. İçine pirinç, yumurta, et konur kız evine gidermiş. Şeker ve çayı yine oğlan evi götürür. Kızın ve oğlanın adı belli olur, kızın verildiği böylece halka duyurulur. Günümüzde “Yumurta yeme” adetinin kalktığı görülmekte bu adet ise “Çay içme” olarak anılmaktadır. Şekeri- çayı ve pastayı yine oğlan evi götürmektedir.

                   “Çay içme”de kıza kaç altın takılacağı konuşulur ve diğer gerekli kıyafetler ve benzeri şeyler açıklanır. Akşam “ çay içme”  de kız evi ve oğlan evi en yakın akraba ve arkadaşlarını çağırırlar, oğlan evi kız evine giderek orada yemek yenir çay içilir. Günümüzde ise bu çay pasta ikramına dönüşmektedir.

                    l.2.3.) Şerbet (Nişan Töreni);

                    Aradan bir hafta geçince “şerbet” içilir. Eskiden at arabasıyla , günümüzde motor veya taksilerle “ kayıt” gönderilir. Oğlan evinden kız evine kayıtta  un,bulgur,düğü,pirinç,üzüm,kayısı,lahana, yaprak, sıvı yağ,helva,gönderilir. Pişirilecek yemekler için oğlan evi aşçı kadına da kendisi tutar. O gün gerekli hazırlıklar yapılmaya başlanır. Ertesi gün ise kız evi yakın akraba ve komşuları çağırarak “yufka” yaparlar. Köy dilinde “ Şepit Ekmek” bu gün köyde hem oğlan evinin hem de kız evinin düğüne davet etmek istediklerini çağırmak için iki kız okuyucu çıkar, bu okuyucular mahalle mahalle ve kapı kapı dolaşarak “annemin selamı var yarın öğle şerbete” diyerek çağrılan kişilere haber verirler. Okuyuculara eskiden sadece bir veya iki yumurta verilirmiş. Ama günümüzde yumurta yada para verilmektedir. Okuyucular köyün geleneksel kıyafetlerini giyerek, anlı altın,askı takınırlar o gün kız evinde yemekler verilmeye, su börekleri yapılmaya başlar. Düğün yemekleri ertesi gün kız evinin akrabaları kız evine , oğlan evinin akrabaları oğlan evine toplanır ve oğlan evi topluca kız evine gider. Burada herkes karışık yemek yerler kasabada kadınlar arasında görülen ilginç ve çok yaygın adetlerden birisi de “çorap dağıtma” adetidir. Renkli yünlerden örülen ve şekerpare , tarakçın, karanfilli, sandıklı, bedesten göbeği, halı göbeği, şampi, hakirhikir vb. gibi çoraplar kız evi tarafından oğlan evine, 50 ila 100 adet arası bu çoraplar dağıtılır. Olan evi ise kıza kadife takım, çember, çamaşır getirerek kıza giydirirler. Bir odanın içerisinde kız ortada durur ve getirilen altınlar sırasıyla takılır. Küpe, bilezik, yüzük,saat, gerdanlık yada beşibiryerde takılır. Kişilerin bütçesine göre altın çok yada az takıldığı görülmektedir. Cumhuriyet altınıda buna göre 5-7-9 (tekli sayılar olmak üzere) takıldığı görülmektedir. Bundan sonra ise damat edilen kişilerde kıza para veya altın takar. 

                    Daha sonra gelin kız kızlar içine oynamaya götürülür, oğlan evinin hanımlarıyla tek tek kaşık oyunu oynar.  Oynama bitince kızdan altınlar ve paralar toplanır. Gece 24-01 e kadar eğlenceler devam eder. Bu arada davetli kişiler dağılmaya başlar, kızın ise kız arkadaşları ve yakın akrabaları kızın evinde gece kalırlar. O gece damat “çerez” getirerek kızla konuşmaya gelir. Damada yemek ve çay ikram edilir. Kızlar daha sonra yine eğlenceye devam ederler .Ve  sabaha kadar uyumazlar . Çember çekmece gibi oyunlar oynanır uyuyan kızların yüzüne ise boya sürülür.

1.2.1)         Oğlana Yüzük Takma

                    Bundan 5-6 gün sonra kız evi damada takım elbise , kravat , gömlek , çorap ,ayakkabı , kaynanaya , ve diğer yakınlara yelek, süveter , patik , çember , gömlek Götürür O gün kız evi çok yakın akraba ve komşuları olur gidecek olan davetlilerin hepsi baklava hazırlar ve oğlan evine topluca gidilir damada getirilen kıyafetler giydirilir yüzük yada altın kolye takılır damat herkesin elini öper ve gider Damat o akşam yine kız evine giderek  “ Kızla görüşür yine damada çay ve yemek ikram edilir o akşam oğlan evi kız evinden gelenlere tülü hediye eder ve sonra herkes evine döner.

1.3.5)         Söz Alma

                    Aradan bir müddet geçtikten sonra oğlan evi  kız evine söz almaya gider. Baklava yapılır Kız evi de  yine yemek hazırlar “ Oğlan evi biz sözümüzü almaya geldik” der. Ne kadar giysi yapılacağı sorulur, genelde 15 – 20 takım kadife , mecidiye midani , gutmi , hurşidiye, (allı morlu midani) yapılmaktadır. Böylece kız evi ile düğün tarihi belirlenir ve düğün hazırlıklarına başlanır.                   

                    Bu arada yapılacak elbiseler köyde dikiş diken kadınlara diktirilir. Kız evine göstermeye gidilir. Kız evi gelenler çorap , çember veya tülü örter.

                    l.3.6.) Baş bozma;

                    Dügün tarihi genellikle ya gelin pazara yada perşembeye çıkılacak şekilde ayarlanır. Eğer düğün pazara çıkacak şekilde ayarlanırsa ondan bir önceki haftanın Pazar günü “Baş bozma” yapılır.

    Bunun için üç gün önceden yani perşembe günü yine oğlan evinden kız evine “Kayıt”gider.  Cuma yufka yapılır, cumartesi yemek hazırlanır, okuyucular yine köyün geleneksel kıyafetleriyle düzülür. Geleneksel kıyafetlere başa takılan anlı altın,askı eskiden beri önemsenmiştir. Anlı altın askıda 20 tane askı altın, 40-50 tane anlı altın olur, 5-6 tane renkli kıvrak sarılır, ve en sonunda allı , yeşilli pullu örtülür. Pazar günü baş bozma yapılır, yine oğlan evi , oğlan evinde, kız evi kız evinde toplanır. Sinilerin içine dikilmiş elbiseler 2-3 siniye konulur, en altlarına da  bisküvi ve şeker konur. Elbiselerin üstüne yeşilli , allı pullu örtülür, iki çarşafa “ Ak dürü” konur, (çarşaf, havlu,çamaşır,tülü ) 50 oyalı çemberde başka bir bohçaya sarılır. Oğlan evinin kadınları bunları başlarının üzerine alarak mahallelerden gezerek kız evine o gün gündüz gider, sonra kız evinin bahçesine ya da avlusuna bir ip çekilerek getirilenler gösterilir. Önce dikilen kıyafetler serilir, bunlar alınır ak dürü serilir, bunlar alınır “Yol” denilen 8-10 top mecidiye, midani, gutmi serilir.”Kadınlar kendi aralarında “A şu kadar yol vermiş” derler. Bunlar toplanır sonra gelin kızı getirir ortaya korlar başına kına koyarlar kına yakıldıktan sonra “ Bozuk para” bastırırlar. 

                    Ocakda mercimek aşı

                    İçinde kaynaşır taşı

                    Atladı çıktı eşiği

                    Sofrada kaldı kaşığı

                    Hay evlerin yakışığı

                    Kal evimiz kal

 

                    Kıcılar kavak kıcılar

                    İşte geldi kınacılar

                    Gelmez olsun can alıcılar

                    Kal evimiz kal                   

               ----------x----------x------------

                    Aman mor ceplerin düğmeleri düz değil

                    Senin alacağın çakır ela gözlü kız değil

                    Amanda dolaştım dağlarda kar bulamadım

                    O yar bana yanarmış ben bilemedim

                    İkide bülbül bir dala konar mı

                    Gel buraya gel

                    Bülbülün konduğu dallar solar mı

                    Konar mı aman aslanım sürmelim

                    Koyda gel aman

           

                    Herkes sevdiğine böyle yanar mı

                    Aman yanar mı aman aman ben dayanamam

                    Pekte küçücüksün  hiç inanamam

                    Serenler serenler yüksek serenler

                    Anam ölürüm ayrılamam aman aman

                    Ben dayanamam

                    Pekte küçücüksün hiç inanamam

                    Herkes sevdiğine böyle yanarmı

                   

                    Diye türküler söylenir.

                     Kızın başına tülbent sarılır, köy diliyle çeki çekilir, sonra “ak çember” örtülür , kızın başının üstüne oğlan tarafı 15-20 çember atar. Sonra kızın bir yakını  bacısı gelir, kızı eve götürür.

                    Sonra kadınlar yemek yerler, o gün yine tefçi tutulur. Akşama doğru ise herkes dağılır. Köyde görülen önemli bir adet ise “Armağan götürmek” tir. Yerleşmiş adetlerden olan armağan baş bozmada , güvede, askere uğurlamada , sünnet düğünlerinde hep götürülür. Armağan olarak  şeker, fıstık, bisküvi, gofret, nohut, fasulye, mercimek, pirinç koyulur. Kasabada pek çok kişi tarafından bu adet kaldırılmak istenmektedir. Belediye tarafından yasak edilen, adetler arasında yer almaktadır.

                    O akşam kız evinde yine yakın akraba , komşu ve arkadaşlar toplanır. Hem gündüz hem de gece gelin olacak kız sokak kapısının önünde  gelenlere hoş geldiniz der, gidenlere de kucaklaşılarak güle güle der. Tefçi eşliğinden oynar, günümüzde teyple de oynanmaktadır. Şu türküler eşliğinden oynanır;

                    Kozan dağı çatal matal

                    Arasında aslan yatar

                    Bir yiğide bir gelin yeter

                    İki olursa derdi artar

 

                       Emmiler türküsü;

                    Emmiler emmiler hey aman

                    Türkmen emmiler

                    Uzun uzun entariler

                    Salma yenliler

                    Bir araya gelmişte

                    Çifte benliler

                    Ne diyeyim ağlayayım

                    Karaları bağlayayım

                    Kaderim de böyleymiş

                    Bir oğlum olsada versem hocaya

                    Okuya okuya çıksa da heceye

                    Türküler böyle söylenerek  oyunlar oynanır.

                    Kızlar o akşam kız evinde kalırlar, damat yine çerez getirir, yemek yer ve gider. Kızlar sabaha kadar eğlenirler.

                    O hafta içi kız tarafı yastık , yorgan içini yünle doldurarak hazırlık yapmaya başlar.               

                    1.3.7.) Örtü Döşek;                    

                    O hafta Cuma günü ikindi vakti “ Örtü döşek” yapılır, Oğlan evi yine kız tarafına gider. Kız evinde ise kız kendi arkadaşlarını toplar, ikili olurlar en arkaya gelin olacak kız görümcesi veya en yakın ardaklarından biriyle tutuşarak sıra olurlar. En arkaya o gün damat ve arkadaşı ile durur, böylece mahalle mahalle gezerek köyü dolaşırlar. Ayrıca yeni gelin olmuş kızlarda  görmeye giderler. O gün hüyük camii etrafından bir yada üç kere gelin kız ve damat üç İhlas bir Fatiha okuyarak dolaşırlar. Ba adetde “ Çocukları olsun” diye yapılmaktadır.

                    Eskiden kızla 4 hafta 10 gün bile gezerken, günümüzde iki gün olmuştur. Baş gezen kızlar en sonunda ya kız evinde yada kızın akrabalarının birinin evinde yemek yerler, yemek esnasında tuzlu sütlünün içine boncuk atılır, kimin kaşığına gelirse o evden birinin oğluyla evlenecek diye eğlenilir.

                    Bu arada kız evinde “Örtü döşek” için gelenler içinde yine tefçi tutulur, oynanır ve sonra şerbet dağıtılır. Şerbet alanlar tepsiye bozuk para koyarlar, sonra yine dağılırlar.

                    1.3.8) Güve;

                    Bir gün sonra yani Cumartesi günü “Güve” yapılır. Güve günü ise oğlan evi davetli olur. Kurban kesilir yemek yapılır yemekten sonra mevlit okunur, şerbet içilir, kız evi oğlan evine dürü yollar 10-15 çorap, süveter ,gömlek, elbise gönderilir. İki kişi götürür oraya bırakır, o iki kişiye yemek konur. Çember verilir, sonar o iki kişi eve dönerken güve günü baş gezen kızlar oğlan evinde oynayan erkek deli kanlılara bakmaya gider.

           Cuma gününden itibaren davulcu tutulur, oğlan evinin önünde sabahtan başlayarak gece geç saatlere kadar davul çalar, gençler oyan ve eğlenirler. Oğlan evinde verilen yemek esnasında damada para, altın takılır. Baş kızı ile birlikte gelen gelin kız oğlan evinin yakınında bir komşu evine girer, orada bekler. Günümüzde ise oğlan evine de girilebiliyor. Oğlana takılan para, altın , takılar üstünde iken kızla birlikte fotoğraf çektirirler, kız da damada hediye olarak saat , altın yada para takar.( Eskiden damat önde, çalgıcılar ve delikanlılar arkada kasabayı dolaşırlarmış). Daha sonra damat oynar ve sonra dağılırlar, davulcular ceketini ona verir akşam yeniden çalmaya başlar, damat güve günü yemek ten sonra hoca dua okur ve ceketi giydirilir. Damat tıraşı ise güve günü sabah yapılır.

                    1.3.9) Kına Gecesi;

                    Güve gününün gecesi “ Kına gecesi” dir. Oğlan evinde toplanan yakın akraba ve komşular, toplanarak kız evine giderler. Giderken kız evine bir mahalleden gidilirse dönüş aynı mahalleden dönülmez.”Gittiği gibi gelmesin diye” kız evine kadınlarla birlikte bir iki erkek “löküs” denilen tüplü ışık tutarlar. Kaynananın arkasında halı veya dokuma heybe içinde kına ve gelinin ayakkabısı bulunur.

        Oraya varılınca kızın eline kına yakılır, başına al örtülür, başına bir takke geçirilir, bunun üstüne mum yakılarak maniler söylenir. Kına yakıldıktan sonra kaynana gelini kaldırır. Kendi yerine oturtur, “ Benim gibi oturup kalsın” diye . Kaynana geline gelinlik ayakkabısını giydirir, gelinin ayağından çıkan ayakkabıları alır, gider orada biraz oynanır. Gelin kıza kına yakılırken şu okşama türküsü söylenir;

                    Sekiz beyle çıktım bir beye

                    Silkeledim girdim bir bağa

                    Adını sevdiğim Osman ağa

                    Onlar üç kardeştir üçü bir gezer

                    Üçüncü içinde sevdiğim bir geçer

                     

                                  Dolaştım dağları kar bulamadım

                                  Kendime münasip yar bulamadım

                                  Oluk oluk sular olup akamadım

                                  Güvercin olup dam başına çıkamadım

                                  Altın takıp yar yüzüne bakamadım

                

                    Elli değil atmış değil yüz değil

                    Her cepkenin düğmeleri düz değil

                    Benim alacağım kömür ela gözlü kız değil

                    Dolaştım dağları kar bulamadım

                    Kendime münasip yar bulamadım

                    Oğlan evi kız evinden ayrılır, gençler bazı geleneksel deve oğlan, efe gibi oyunlar oynar, on ikiye kadar eğlence devam eder, isteyen içkili eğlencede düzenler. On ikiden sonra ıslık çalarak damat oturtulur, sağ elinin iki parmağına kına yakılır. Kınayı damadın yakın arkadaşlarından biri yakar. Damada kına yakarken arkadaşları iğne batırır, sonra kına sağanı saklanır ve damattan para istenir. Damada kına yakılırken okşama türküsü söylenir, kınadan sonra gençlere yemek verilir, sonra damat bir yakınının evine uyamaya gider.

 

                    1.3.10)Düğün Günü;

                    Pazar günü sabah erkenden hazırlıklara başlanır, eskiden oğlan evin dede kuşluk vakti 1-2 kişi gidip bir berberin kapısında çalgı çalarak çağırır ve sonra o berberi oğlan evine getirirlermiş. Oğlanın babası , yakınları ve damat tıraş olurmuş, sonra oradakilere ve berbere yemek verilirmiş, Günümüzde ise damat tıraşı güveyi günü yapılmakta ve berber eve getirilmemektedir. Günümüzde gelinlikte değişmiştir. Eskiden köye özgü geleneksel gelin kıyafeti giydirilirken “ Al duvak” günümüzde beyaz gelinlik giydirilmektedir. Esi adetlere göre oğlan evinden bir iki kadın kız evine gelin düzmeye gider, kıza önce abdest aldırırlar mecidiye şalvar, gutmi entari giydirilir. Başına “ağda kutusu” denilen bir nevi başlık ,  alnı altın, askı takılır. Rengarenk kıvrak sarılır, boncuk örme, çiçeklerler süslenir. Üstü nede allı bir pullu örtülür ve en sonunda da kızın babası etrafında dolaşarak salat-ı şerife okur ve kaftan giydirir. Oğlan evinde ise at arabası üzeri kapatılır, süslenir, atların kuyrukları bağlanır, mavi boncuklarla süslenir, Kongurdak “Zil” takılır, davetliler oğlanın yakınları “ Şeker heybesi” denilen Argıthanı’nın el dokuması olan heybelere şeker, kuruyemiş doldururlar bunlar gelin alındıktan sonra mahallelerde gezilirken sokaktaki insanlara atmak için yapılır. Damadın birkaç yakını hazırlanan gelin arabasına diğerleri de at arabalarına binerler. Davulcular ise başka bir arabaya bindirilir ve önde giderler. Mahallelerde gençler, çocuklar gelin arabasının tekerlerini sökmeye çalışırlar, “yigitler akçesi” denilen bahşişi almaya çalışırlar. Böylece oğlan evi, kız evine davullar çalarak mahalle mahalle gezerek gelin almaya giderler.    

                  

                    Kız evinde ise gelinliği düzülmüş gelin kızın cebine kızın yakınları ve komşular, yaşlılar ve köy halkı para dökerler. Oğlan evi gelince damadın babası ve yakınlarında girerek kızın cebine para dökerler, sonra gelini almak için kızın babası veya evin en büyük reisinden müsaade ister. Damadın babası veya bir yakını gelin kızın koluna girerek onu dışarıya çıkartır, elinden tutarak gelin arabanın yanına gelince gelinin kardeşi veya yeğeni yere eğilir, gelin onun sırtına basarak arabaya biner, yada sandalye konur gelini arabada damadın iki yakını arasında bir yastık üzerine oturtulur, oğlan tarafı gelin arabaya bineceğinde bir imam tarafından dua yapılır, Gelin arabaya binince,bolca getirdikleri şekerlerden, bozuk paralardan atarlar. mahallerden geçerken şeker atarak oğlan evine dönülür.

                    Kasabada eskidende günümüzde’ de kızın çeyizi evleneceği Pazar günü oğlan evine götürülür. Bu eşyalardan küçük çocuklar yastık kapmaya çalışırlar ve damattan bahşiş isterler. Gelin arabası da oğlan evine yaklaşınca durur, “Atlar çekmiyor” diyerek kaynanadan bahşiş alınır.  Gelin eve gelince kaynata tarafından indirilir. Damatta kapıda bekler pullu mendille şeker atar.

       Günümüzde ise oğlan evinden hazırlanan bir araba kız evine gider, gelin kız alınarak Ilgın yada Akşehir’de bir kuaföre gelin başı düzdürülmeye gidilir. Kızın eşyaları ise oğlan evinden tutulan motorlara yüklenir kızlar motorlara binerek eşyaları tutar sonra mahalle mahalle gezerek türküler söyleyerek oğlan evine gidilir. Orada geline verilecek iki odaya eşyalar yerleştirilir ve kız evi geri döner, oğlanın yakınları hepsi tutar, yine mahallelerde şeker atmak için şeker alınır, bir motor arabasına da davulcular biner onlar önde davul çalarak gelin almaya gidilir. Kız evinde ise beyaz gelinliğini giymiş kıza yine para dökmeye gelinir. Kızın babası beline kırmızı şerit bağlar oğlan evi gelince başta damadın babası ve yakınları içeri girerek kıza para dökerler. Kızın babasından müsaade istenir, müsaade alınınca kaynata ve bir yakını gelinin koluna girerek, duvağı kapatılır, gelin arabasına bindirilmeden önce davullar susturulur ve bir hoca tarafından dua okunur. Dua bitince davullar çalmaya başlar. Gelin arabaya bindirilir ve mahallelerde gezerek oğlan evine dönülür. Bu arada bir araba gelin arabaya binince damada müjde vermek için süratle oğlan evine gider. Mahallelerde gençler, çocuklar gelin arabasının önünü keserek kaynatadan bahşiş almaya çalışır. Mahallelerde yine şeker atılır oğlan evine böylece dönülür.

                    Gelin arabası gelince damat çıkar taksinin kapısı açılmaz , damattan para istenir. Damat parayı verince taksinin kapısı açılır, damat gelini çıkarır damat ve gelin şeritlerle sıkıca bağlanmaya çalışılır. Gelin önce bir saçtan geçirilir “ evi sıcak olsun diye” koyun postu üzerine bastırılır “koyun gibi,melek gibi” olsun diye, yufkaya tereyağı sürülür geline verilir gelin bunu önce sağ tarafından , sonra sol tarafından arkaya atar “ gelin yağ gibi olsun” diye,  yumurtayı  duvara çarparlar “o eve sahip olsun, gelin eve iyi sarılsın” diye , buğday atılır “gelin eve bereket getirsin” diye, en sonunda eline testi verilir, kapıdan içeri sokulur.

                    Gelinle damat bir odaya girer, damat gelinin duanı açar hediyesine takar, bu arada odanın kapısı bir kadın tarafından tutulur. Gelinle damadı dışarı çıkarmaz damattan bahşiş ister. Sonra gelinle damat dışarı çıkar birlikte fotoğraf çektirdikten sonra damat gider ve akşama kadar sadıç ile gezer gelin ise ev kapısının önünde biraz bekletilir, yakınları ve komşuları hoş geldin hayırlı olsun der,geline sarılırlar ve geline okşama türküsü söylenir.

                    Geline bakın geline

                    Al gına yakın eline

                    Gelin ince beline

                    Sen gel menekşeli gelin

 

                    Bir gelin hanaydan iner

                    Elinde bal mumu yanar

                    Gelin gelin allı gelin           

                    Sen gel menekşeli gelin

                                     

                    Menekşesi biçim biçim

                    Hep çektiğim bir yar için

                    Ben ağlarım için için

                    Sen gel menekşeli gelin                   

    

                    Eskiden Şeker atanlara daha sonra yemek verilirdi bu günümüzde kalkmıştır. 

                    Bu arada Kaynana, kaynata kız evine “sağ salim geldi” diye çay içmeye giderler. 

                    Akşamda kız evinde 10-15 kişilik bir grup oğlan evine baklava getirir, oğlan evine burada bu gelenlere yemek hazırlar hepsine kaynana tarafından çember verilir . 

                    Akşam ise eskiden gelin ve damada abdest aldırılır ve onların odasının önünde dini nikah kıyılırken günümüzde dini nikah daha önceden kıyılmaktadır. Gelin ile damadın yataklarından kadınlar tarafından çocuk yuvarlanır “çocukları olsun” diye. 

                    Sonra damadı ve gelini odaya bir kadın koyar onları orda yalnız bırakarak çıkar gelin damat ile konuşmaz , damat ise ona hediye vererek güldürmeye ve konuşmaya çalışır.  

                    1.3.11 ) Erte Günü ; 

                    Ertesi günü sabah namazı ile birlikte kalkılır, gelin kaynanası  ve kaynatasına abdest suyu döker  ellerini öper gelin kaynanasına ,  kaynatasına , çelebisine, eltisine  ve diğer yakınlarına getirdiği hediyeleri verir. Ellerini öper onlarda geline para çevirirler.

                    Daha sonra gelin erte (yüz görünümü) için hazırlanır, daha sonra erte için avluda yüksek bir yere çıkarılır. Komşular o sabah geline bakmaya gelir ve yeniden “Hoş geldin “denir.  Tefçi tutulur ve biraz oynanır. Gelin oynayanlara para çevirir şeker atılır, böylece düğün merasimi biter.

                    Kız evi ise aynı gün oğlan evine gelerek ziyarette bulunurlar,  akşamları ise gelin ve damat hediyeler vermek üzere yakınları ve akrabaları ziyaret etmeye başlar ve her gittikleri yerde kendilerine yemek verilir. El öperler, eli öpülenlerde para çevirir. Gelin üç yada beş günlük iken damat ve gelin kız evine gider, anne ve babalarının elini öperler, orada yemek yerler. Gelin 40 günlük oluncaya kadar sokak kapısından çıkmaz  iken bu adette günümüzde değişmiştir. Kırkıncı gün gelinin anne ve babası gelini ve ailesini yani anne ve babası dünürlerini yemeğe davet ederler. Gelin, damat ve yakınları o akşam yemeğe giderler. Gelin ise o geceden itibaren anne evinde üç gün kalır. Damat ve yakınları geri dönerler. Damada o gün yün çorap hediye edilir, damat o çorabı kız evinde bırakır. Diğer yakınlarına da çorap , çember hediye edilir. Annesini evinde  kalan gelini akarabaları davet eder. Bu üçüncü günden sonra kızın annesi yakınları bir armağan hazırlar damadın da çorabını üzerine koyarak oğlan evine ziyarete giderler, yemek yenir ve oradan ayrılınır, böylece de düğün sonrası gelmelerde bitmiş olur. 

                    1.4.)  Köy Toplumu ve Evlenme Olayı; 

                    Evlenmenin tamamlanabilmesi için yerine getirilmesi için bütün törenler yalnız evlenecek iki gencin ve akrabaları ile ailelerini ilgilendirmekle kalmamış, cereyan eden olaylar , hakkında köy halkı da uyarıda bulunmuştur. Köy toplumu yeni kurulmakta olan aileyi başından sonuna kadar takip etmiş, kurulduktan sonra yeni aile birliği hakkında hüküm de vermişledir. (YASA ,l955,s.137-138)

                    “İkisi bir birine uygundu” “daha iyisini mi bulacaktı” gibi sözler söylendiği gibi, “Yazık oldu onun dengi değildi” gibi olumsuz sözlerde sarf edilmektedir. 

                    1.5.)  Kasabada Aile ve Akrabalık: 

                    Bir köy ailesinin kuruluşundan itibaren göz önünde tutulan ille konu akrabalıktır . Bundan sonra komşular ve köyde bulunan topluluk önemlidir. Bunun için bir köy monografisinin de akrabalık münasebetleri önemli bir rol oynamakta ve köyde meydana gelen hareketlilikte bu faktör esas alınmaktadır.  

                    Argıthanı kasabasında yaşayan kişilere baktığımızda kasaba nüfusunun 5000 bin civarı olması bir yana; kişilerin hemen hemen hepsinin kan bağı yada evlenme yoluyla bir birleriyle akraba olduğu görülmektedir. 

                    Akrabalık münasebetleri bir köy topluluğu için çok önemli bir rol oynamaktadır. Ancak değişen sosyo-kültürel yapı ile birlikte bu akrabalık münasebetlerinin zayıfladığı da gözle görülmektedir.

                    Özellikle günümüzde yetişmekte olan genç kuşağın yetişme tarzı farklılıkları ve kasaba dışında eğitim görmeleri sebebiyle kasabadaki sosyo-kültürel yapıdan daha kopuk bir yaşam tarzı sergilemektedirler. Bunun yanında İbrahim Yasanın da belirtmiş olduğu gibi “ Soyadı Kanunu” ile birlikte aynı soydan oldukları halde bir çok kimsenin ayrı ayrı soyadı almış olmaları eskiden soy zümreleri arasında görülen yardımlaşmanın günümüze kadar zayıflayarak gelmesine sebep olmuştur.                 

                    1.5.1)  Akraba İçinden ve Dışından Evlenmeler: 

                    Argıthanı Kasabasında ailelerin birbirine uzaktan da olsa akraba olmaları yakın akraba evliliklerinin yapılmasında da etkili olmuştur Burada dayı-hala , amca-teyze kızları veya oğulları ile evlenmelere oldukça sık rastlanmaktadır. Bununla beraber her toplulukta olduğu gibi Argıthanı kasabasında “çok yakın “ akrabalarla evlenmek yasaktır. Mesela hiç kimsenin ablasının kızıyla (yeğeniyle ) yada amca, dayısı ile evlenmesine izin verilmemektedir.

                    Akraba grubu içindeki evlenmelerin başlıca sebebi, oğlan veya kızın “soy ve soyunun” belli olması; oğlan veya kızın  yakinen tanıyor olması, başkalarıyla evlenmelerde bu hususun incelenmesinin yer almasıdır. İkinci sebebe ise burada, aile de malın parçalanmamasına ve de başkalarına intikal etmesine engel olmaktır. Üçüncü amaç gittikçe zayıflayan bir sebebe akrabalar arasında mevcut olan işbirliği ve yardımlaşma geleneğinin devam etmesini sağlamaktır.  

                    1.5.2. )  Kasaba İçinden ve Kasaba Dışından Evlenmeler:                  

                    Bir yerleşim yerinde dışla münasebet arttıkça sosyo-kültürel yapıda da meydana gelen değişmeler aile yapısını da oldukça önemli bir tarzda etkilemiştir. Özellikle yeni yetişen genç kuşağı modern hayatın etkisi ile birlikte, kasaba dışında eğitim görmesi evlenme konusunda kasaba dışı evliliklerin yapılmasında bir artışa neden olmuştur, ancak bunun yanında çok önemli diğer bir faktörde kasabada yaşayan dul erkelerin daha kolay bir şekilde evlenmeleri için fakir diğer komşu dul kadın veya kız getirmektedir.

                    Ancak kasaba dışı evliliklerde erkeklerde yaşanan bu kolaylık kadınlar için pek de geçerli değildir. Kasabanın görünümü ve sosyo-kültürel yapısını komşu köylere nazaran gelişmiş olması bu köylere kız verme hususunda çekingen davranmalarına sebep olmaktadır.

                    Bunun yanında anlaşarak evlenmelerde kasaba dışından özellikle ilçelerden ya da diğer illerden taraf seçilmesi değişen yapıyı bize göstermektedir. 

                    1.6.)  Ailenin Parçalanması: 

                    Evlenme ile meydana gelen birlik ilk çocuğun doğması ile aile dediğimiz müesseseye münkalib olur ve çocuğun yetişmesi için bu müessesenin devamı gerekir. Aile müessesesinin yaşaya bilmesi ve çözülüp dağılmaması için bazı şartlar yerine getirilmesi icap eder. Bu şartlardan bir veya bir kaçı yerine getirilmeyecek olursa ailenin düzeni bozulur. Geçimsizlik denen “Hır-Gür” başlar neticede müessesede parçalanarak çözülür.

                    Aile geçimsizliklerinin sebebi en önemsiz bir mesele olabileceği gibi çok girift bir meselede olabilir. Mesela, gelin kaynana anlaşmazlığı , sinir bozucu karı koca dırıltıları ile iktisadi zaruretlerin sebep olduğu geçimsizlikler arasında sosyo- psikolojik bakımlardan sadece bir şiddet farkı vardır.(YASA, l996,s.l55)

                    Değişen sosyo-ekonomik şartlarlar birlikte ailede de bazı unsurların değiştiğini görmekteyiz. Özelliklede eskiye oranla sosyal kontrolün azalması veya yasal prosedürlerin devreye girmesiyle birlikte iç ilişkilerde farklılaşmalar olmuştur. Boşanmada aile konusunda en öneli faktörlerden birisidir.

                    Argıthanı kasabasında ailenin iki şekilde parçalandığını söyleye biliriz.

1-       Ölüm gibi aile fertlerinin elinde olmayan sebeplerden dolayı meydana gelen parçalanma.

2-       Aile fertlerinin kendisinden kaynaklanan parçalanma. 

                    Bizi ilgilendiren 2. Madde bakarsak Argıthanı kasabasında da aile içinde yaşanan ufak tefek geçimsizlikler hiçbir zaman tamamen ailenin parçalanmamasına sebep olmamaktadır. Ailenin parçalanmasına sebep olan faktörlere baktığımızda ilk sırada ekonomik yetersizlik ve geçimsizliği görmekteyiz. Son 2-3 yıla baktığımızda iklim şartları ile birlikte kurak bir mevsimin yaşanması, ekonomik kriz gibi etkilerden dolayı ortaya çıkan işsizliğin olumsuz yönde aileyi etkilemektedir. Özellikle asgari ücretle çalışan zorda kalan kişilerin işten çıkarılması ile birlikte yeniden geniş ailenin içine girmeleri geçimsizliğin başlamasına sebep olmakta bu da ailenin parçalanmasına kadar gidebilmektedir.

                    Kasabada itaatsizlik ve ahlaksızlık olarak nitelendirilen hareketlerden dolayı parçalanan aile sayısı  çok olmamakla birlikte görülen sebepler  arasındadır.Duygusal uyumsuzlukta son zamanlarda sık karşılaşılan faktörlerden birini oluşturmaktadır.

                    Kasabada ölüm ya da boşanma sebebiyle parçalanan ailenin yeniden kurulabildiği görülmektedir. Nitekim özellikle erkeklerin çok yaşlı değilse de  tekrar evlenmekte zorluk çekmediği , kadınlara gelince, emekli maaşı alan dul kadınlar  evlenmemekte, maaşı olmayanlar ise çocuklarının yanında kalmaktadır.

                    Sonuç olarak, çok az görülen kız ve evli kadın (1-2 tane) kaçırma vakaları, boşanma ve ayrılmalar bir tarafa bırakılacak olursa  kasabada aile yapısının korunduğu görülebilir.  Kasabada geniş aile oranı daha fazladır, aile bireyleri çok dağılmamış olup, saygı son derece önelidir. Aile büyüklerine saygıda kusur edilmediği görülür. 

                    1.7)  Doğum Adetleri : 

                    Çocuk doğduğu zaman yemek tuzu ve kına karıştırılır, çocuğun başına , kollarının altına  ve bacaklarına sürülür. Bu da “Çocuk kokmasın” diye yapılmaktadır. Söz konusu çocuk doğduğunda pirinç yada yoğurt çorbası yaparak yada armağanla gidilerek “Çocuğun yaşı uzun olsun, Güle güle büyüt” temennisinde bulunulur.  Altın veya para takılır, bu gelen kişilere çay ikram edilir. Çocuk kırk günlük olunca 40 tane taş anne için, 40 tane taş çocuk için toplanır. İkisinin de  içlerine birer tane altın yada gümüş atılır, bu taşlar iki ayrı kaba konur. Çocuk ve anne birbirinden ayrılır 40 taş annenin suyuna , 40 taş çocuğun suyuna konur ve ikisi de ayrı ayrı banyo yaptırılır.

                    Bundan sonra çocuğu annesi kendi annesinin evine götürür. Burada çocuğa hediye verilir, altın takılır, bundan sonra çocuk hangi yakın akrabanın evine giderse orada çocuğa sıçanlık verilir. “Çorap, bebek takımı,battaniye” gibi. Bu iki üç ay devam eder. Çocuk 3-5 aylık olunca yeniden “Kırk çıkarılır”. Okuyucu çıkar, yemek yapılır. Kız tarafı, kız tarafını ,oğlan tarafı oğlan tarafını toplar, kız tarafı topluca oğlan tarafına gider. Hediyeler götürülür, para ve altın takılır,hediye olarak getirilen battaniye, yorgan, bebek takımları, ipe asılarak sergilenir. Sonra mevlit okutulur, şerbet dağıtılır, bu bitince yemek verilir ve kırk sona erer. 

                    1.8.)  Sünnet Adetleri: 

                    Sünnet adetlerinde de önceden hazırlıklar başlar , yufka yapılır, sünnet olacak çocuğa sünnet elbisesi alınır, yemekler yapılır. Yemekler çok olduğu için(Çorba,et,tatlı,sütlü,börek,sarma,hoşaf,pilav)hazırlanır.Günümüzde geleneksel kasaba yemeği yerine etli ekmek ve ayranda verilmektedir. Sünnet gününden bir gece önce çocuğa kına yakılır.

                    Ertesi gün öğlene doğru çocuk arabalarla mahallelerde gezdirilir. Eskiden gezme yokmuş. Sonra eve dönülür, mevlit okutulur. Yemekten sonra sünnet yapılır. Çocuğun sünnet tepsisi , sünnet makası ve kesilen kabuk , orada bulunan cemaate gezdirilerek para toplanır. Sünnetten öncede çocuğa gelenler tarafından para ve altın takılır. Eskiden kasabada çocuğun babasının hali vakti yerinde ise sünnet günü öğleden sonra at yarışı, koşu ve güreş müsabakaları tertip edilirdi. Birinci gelenlere bahşiş ve ödül olarak koç, koyun ve keçi verilirdi. Eskiden sünnet töreni 3-4 gün devam ederken günümüzde 1-2 güne inmiştir. Akşama kadar eğlence yapılır. Böylece sünnet merasimi biter. 

                    1.9)  Bayram Adetleri : 

                    Ramazan ayı  Ramazan bayramında ve Kurban bayramında yapılanlar hemen hemen aynıdır. Kasabada bütün evlerde temizlik yapılır,  etlikler kesilir. Ramazan içerisinde mahallenin imamı, her gün bir komşu tarafından yemeğe davet edilir. Yanında da varlıklı kimseler bir sofra  fakir çağrılarak yemek yedirir. Halkın birbirine iftarlık vermesi adet haline gelmiştir. Her akşamüzeri bazı camilerde etli pilav dökülür. Çoluk çocuk, cemaat bu pilavı yedikten sonra dağılır. Ramazanda er davulu çalar maniler söylenir, Bahşiş toplanır.

                   Fakirlere dağıtılan fitre ve zekatlar ramazan 28 inden sonra genellikle kadir gecesiyle Arife günü arasında verilir. Kadir gecesi gereğince ihya edilir. Bayramda yemekler hazırlanır, baklava yapılır ve kadınlar – çocuklar kına yakarlar. Arife sabahı kasabada genelde pişi hamurdan yapılır. Çocuklar pişi ve şeker toplamak için ev ev dolaşırlar. Şu sözleri söyleyerek pişi toplarlar.  

                    Pişi pişi ebem govuk dişi

                    Verenin bir oğlu olsun

                    Vermeyenin kel başlı kızı olsun

                    Ramazan manileri ise şunlardır,

 

                    Camiler direk ister

                    Dayanmaya yürek ister

                    Benim karnım toktur ama

                    Arkadaşım börek ister

                 

                                  Davulumun sapı sarı

                                  Çekerim ben ahu-zarı

                                  Verin beş on para ağalar

                                  Bende alayım bir karı

                 

                    Bize geldik size geldik

                    İnci mercan dize geldik

                    Başlar tacı iki gözüm

                    Arz eyledik size geldik 

                    Davulcular, Ramazanın 15 inde dükkan ve kahvehanelerde davul çalarak bahşiş toplarlar . Arife günüde aynı şekilde davul ve manilerle bütün kasabayı dolaşarak buğday, bulgur, un  para toplarlar.

                    Arife günü ikindi namazından sonra çocuklar ve bütün halk kabir ziyareti yaparlar . Kabir'e önce imam girer. Kabrin belirli yerlerinde oturur Yasin-i Şerif  ve bazı sureleri okur . Gelen cemaatte aynı şekilde oturarak dinler. Bittikten sonra herkes dağılıp kabirlerini ziyaret eder. 

                    Bayram gününde aynı şekilde sabah namazından sonra kabir ziyaretleri yapılır. Eskiden mahallenin hanımları  tarafından mahalle ve köy odaları hazırlanır, gelen cemaat, yaşlılar, yukarıya imamda mahallenin en son odasına girip otururdu odaya her gelen önce gelenlerle bayramlaşır büyüklerin elleri öpülür. Çay-kahve içilir .Evlerde evlerde hazırlanan yemekler gençler tarafından getirilir, yemekler yenir, kadınlar ve çocuklar dış arda yemek yerler . Kalan yemekler ve ekmekler fakirlerin evlerine gönderilir. Her odanın halkı , odaların önüne çıkarak dururlar. Mahalle imamının da bulunduğu en son cemaat diğer oda veya odaların cemaati ile bayramlaşır. O mahalle halkı diğer mahalle halkı ile birleşerek bayramlaşır.  

                    Daha eski tarihlerde ise Müderris Hasan Bilgin hocanın medresesine gidilir , bayramlaşılır , yemekler yenilirdi. Daha sonra nahiye müdürü , belediye reisi , karakol komutanı ve askerler ziyaret edilerek bayramlaşılırdı, ama günümüzde bu adetler değişmiştir . Kasabanın erkekleri çarşıda bayramlaşmakta , aileler büyükleri ziyaret etmektedir. Kasabada bayramlarda bayramlaşmaya gelen her kişiye sofra açılmakta , yemek hazırlanmaktadır. 

                    Kurban bayramında ise kurban kesilir,etler fakirlere ve komşulara dağıtılmakta ve misafirlere ikram edilmektedir. (CERAN,1996,s.123-124-125)  

                    1.10)  Askere Uğurlama; 

                    Kasabada askere gidecek gençler , akrabaları tarafından yemeğe davet edilir. Bir iki hafta genç arkadaşları , komşuları tarafından yemeğe davet edilir. Bu arada kasabanın hanımları askere gidecek gencin ailesine armağanlarla hediyeler götürür. Gece para takılır hayırlı askerliğin olsun denilir. Eskiden askerler gidecekleri yere trenle gittikleri için tavuk pişirilip torbasına konulurmuş ama bu günümüzde yapılmamaktadır. Gideceği gün , kasabanın mezarlığında toplanan halk dua eder askerler uğurlanır. Askere uğurlanırken davul çok fazla çalınmaz ama bazı kişilerin davul çaldırdıkları görülür. Askere gidecek genci eğlendirmek için ağzına çocuk emziği verilir,verilir ve eğlenilir. Daha sonra helalleşerek uğurlanır. 

                    Eskiden asker mektubu önemli iken günümüzde mektubun yerini kitle iletişim araçlarında telefon aldığı görülmektedir. 

                    1.12)  Bilmeceler ; 

                    -Bilmece-bildirmece el üstünden kaydırmaca                                                       (SABUN)

                    -Çarşıda aldım bir tane, eve geldim bin tane                                                           (NAR)

                    -Küçük küçük odalar birbirini kovalar                                                                   (TREN)

                    -Yer altında kilitli  sandık                                                                                  (MEZAR)

                    -Sarı tavuk dalda yatır, dal kırılır, yerde yatır                                                      (AYVA)

                    -Gelir leyla, gider leyla, ayak üstünde durur leyla                                                   (KAPI)  

 

1.12)          Tekerlemeler 

                    -Şu duvarı malalamalı mı , malalamamalımı?

                  -Şu yoğurdu sarımsaklasakta mı saklasak   sarımsaklamasakta mı saklasak?

                    -Yağ satarım , bal satarım , ustam ölmüş ben satarım , ustam kürkün sarısı,satsam on beş yarısı yağlıca ballıca dayak atarım zambak zum bak dön arkana iyi bak   (Oyun tekerlemesi)   (CERAN , 1996, s.27-128)

 

1.13)          Atasözleri ve deyimler; 

                    -Sakla samanı gelir zamanı

                    -Ağaç yaş iken eğilir

                    -İyi insan lafının üstüne gelir

                    -İti an çomağı hazırla

                    -Yinli çalıyı yel alır , ağır çalı yerinde kalır

                    -Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ alır

                    -At binenin kılıç kuşananın

                    -Çağır karaca oğlan çağır, her taş yerinde ağır

                    -Gün bir öğün üç

                    -Bir yuğurum unun varsa erbabına yoğurt

                    -Dananın oyması kazıktandır

    -Taşı gediğine koymak

    -Eşek sudan gelinceye kadar

    -Boş gezenin boş kalfası

    -Günahı taş gibi üstüne

   -Boyu uzun aklı kısa    

                    1.14.) Evlenme ve Düğüne ait Atasözü ve Deyimler   

                    -At ile avrat yiğidin bahtına

                    -Er ekmeği meydan ekmeği

                    -Ana baba ile geçmiş yok

                    -İyi olursa Allah dan kötü olursa kuldan

                    -Erkek gezer ovayı , dişi kuş yapar yuvayı

                    -Ömrün uzun düğünün güzün olsun

                    -Allah yazdıysa bozsun

                    -Harman yelle , düğün elle

                    -Armağansız konuk , saban demirinden soğuk

                    -Düğün evine töresiz , sinisine turasız gidilmez                   

                    1.15.) Argıthanı’nda Ağıtlar

                    Ağıt türküsü;  

                    Ak entari giysem oyma yakalı

                    Pullu pabuç giysem burnu tokalı

                    Sarı semerimle gezerim omarım

                    İçerimde oğrun oğrun yanarım hey 

                    --------x---------------x--------       

                    Camilerin yeşil olur direği

                    Yanık olur anaların yüreği

                    Hiç acımıyor kahpe feleğin yüreği

                    Oy koç yiğidim oy oy 

                    --------x---------------x-------- 

                    Yavrularım evin arar

                    Bastığım yerde ayağım kayar

                    Senin yavrularını da kimler eğler

                    Hey evleri ıssız koyan yiğidim

                    Hey üç yavrusunu öksüz koyan koç yiğidim

 

                    Karşıdan atıldı topumuz

                    Açıldı yine koca kapımız

                    Kahpe felek açtı bizim anlımız

                    Kara kara yazılmış yazımız

 

                    Ha benim kara yazılım

                    Ha benim boynu eğiklerim

 

                    Bende sizi kaldıramam kuzularım

                    Helkenizi dolduramam yavrularım

                    Bende sizi babasız olup da

                    Güldüremem kuzularım

                    Ta ciğerimden sızılarım     (CERAN,l996,s.131-132)

 

                    1.16.)  Eski Eğlenceler: 

                    Eskiden gençler, aralarında toplanarak sıra dizer ve bir “Yiğit başı” seçer. Yiğit başı seçilen kimseler, mahalle odasına bakmak ve temiz tutmak için bir oda başı seçerdi. Bu kimse, Fakirlerden seçilir ve korunurdu.

                    Yiğit başı sıraya girenleri , yemek getirme sırasına koyar, sırası gelen çeşitli yemekler hazırlayarak akşama odaya getirir, arkadaşları ile birlik yaren odasında yerler, sohbet eder,eğlenirlerdi. Burada oyunlar oynar, yüzük saklanır,oyun oynanır ve türküler söylenirdi. Yiğit başının kurallarına uymayanlar onun vereceği cezaya razı olurdu. Birde odanın önünden geçen ve şaka götüren kimseler zorla odaya kapatılır, bir adak adadıktan sonra bırakılırdı.

                    Bu gelenekler on üçüncü asırda Abbasi Halifesi Nazır Lidinillah tarafından kurulan Fütüvvet (Gençlik) teşkilatının büyük Türkmen tasavvufçusu şeyh Eshadüd-Din Kirmani (Ö.1238), onun öğrencisi ve damadı şeyh Nasrüd-Din Mahmut Bin Ahmet el-Hayi (Ahi Evran)’in Anadolu’da gençleri ve otuz iki zümre  olan esnafı  organize ettiği “Ahilik ve Fütüvvet” (Kardeşlik ve Yiğitlik) teşkilatının Anadolu’da sekiz asır devam eden bir uzantısı idi. (Bayram,1987.s.37) (Bayramdan Aktaran CERAN.l996 s.133)                

                    1.17)   El Sanatları: 

                    Kasaba da el sanatları yönünde farklı tutumların olduğu görülmektedir. Kasaba da bütün eskiden halıcılık ,kilim,palan dokumak kalktıysa da günümüzde hala görülmektedir. Ama Eskiden olduğu gibi günümüzde renkli çoraplar, patikler örülmekte ve heybeler dokunmaktadır. Kızlar hala kanaviçe işlemekte, boncuklu oya örmektedirler, kızların çeyizi içinde dantel önemli bir yer tutmaktadır. Kasaba da halen, yün yorgan , yastık da dikilmektedir.

                    1.18.)  Giyim ve kuşam: 

                    Kasaba da değişen dünya ile birlikte modern yaşamın çizgilerinde görülmeye başlanmıştır. Nitekim değişimi gösteren en önemli göstergelerin biriside giyim – kuşam dır. Kasaba da yaşlı ve orta kuşaklarda hala geleneksel , orta Anadolu giyim özellikleri görülse de gençlerdeki giyim özellikle çok değişmiş bulunmaktadır. Kasabada ki geleneksel giyim ve kuşama kadınlar şalvar, kuşak, yenli entari ,yelek giyerler.

           Başlarına da boncuklu oyalı çember (Eşarp) örterler. Yeni gelin olmuş kızlar ise mecidiye, midani şalvar, Gutmi gibi kumaş entari giyerler. Alnı altın, askı altın takarlar. Pullu çember örterler, boyunlarına da cumhuriyet altını (Ankaralı) takarlar. Erkeklerde ise değişim daha az görülmektedir. Eskiden olduğu gibi gömlek,pantolon ceket giyilmektedir. Günümüzde genç kuşağın değişen modern hayata daha çabuk ayak uydurduğu göz önüne alınırsa giyim kuşamda genç kuşağın daha hızlı bir değişim gösterdiği görülebilir.

          Nitekim köyde hala değişme karşıtı muhafazakar kalan ailelerin çocukları geleneksel kıyafetleri kullanırken, özellikle okumakta olan genç kuşağın giyimleri daha modern çizgiler taşımaktadır. Genç kızlar ve kız çocukları eskiden daha sıkı bir şekilde denetlenerek aileleri tarafından şalvar giydirilirken günümüzde etek ve pantolon giyilmesine aileler pek karışmamaktadır.  

                    1.19.)   Yemek Kültürü : 

                    Argıthanı kasabasında yapılan yemeklere baktığımızda unlu yiyeceklerin önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Argıthanı’nda eskiden beri önemini hiç yitirmeden devam eden en önemli adetlerden biriside “yufka” yapmaktır. “Evde yufka olmazsa kıtlık olur” düşüncesiyle yufkanın sürekli yapıldığı görülür. Bunun yanında su böreği, mantı, tahinli , haşhaşlı, patatesli soba çöreği yapılmaktadır.

                    Kasabada bulgur pilavı ve yaprak sarması en çok yapılan yemekler arasındadır. Nohut ve fasulye başta gelmek üzere baklagillerden yapılan yemeklerde çoktur.

                    Tatlı olarak da baklava ve kaymaklı höşmerim ilk sırada gelmektedir.  

            

ARGITHANI’ NDA DİN VE İNANÇLAR  

                    Argıthanı kasabası sadece maddi kültür unsurları ve oluşturduğu teşkilat mekanizmalarından ibaret değildir . İnançları, dini gelenekleri ile de büyük bir önem arz etmektedir. Bu sebeple de Argıthanı’nda oluşmuş dini kurum ve yapıları ve halkın inanç ve yaşam tarzlarını da incelemek gerekmektedir. 

        2.1)Argıthanı’nda Camiler : Fiziki yapıları 

                    Argıthanı’nda on bir cami vardır. Bunlardan üçü: Damat Nevşehirli İbrahim Paşa (Ulu) Camii , İskan ve Azarı (Hüyük), camii tarihi özelliklere sahiptir. Diğer sekizi ise yakın tarihlerde yapılmıştır.  

                    2.1.1.) Damat Nevşehirli İbrahim Paşa  (ulu) Camii :

                    Argıthanı’nın yeniden kuruluşunda Damat Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami Argıthanı çarşısında Konya’ya giden şosenin doğusundadır. Kıble ve kuzey taraflarında  beşer, sağ ve solunda ikişer sıra halinde sekiz penceresi vardır.

                    1959 yılında minare, l96l yılında cami , kerpiç bina yerine yıkılarak betonarme bina inşa edilmiştir. Bugünkü cami , mektep , han , çarşı , medrese, çeşme ve kuyudan meydana gelen mamureyi yaptıran II. Sultan Ahmet’in Sadrazamı Damat Nevşehirli İbrahim Paşanın yapı şeklidir.                      

                        2.1.2) İskan Cami i

                     Damat Nevşehirli İbrahim Paşa’dan sonra yapılan eski bir camidir.                    

                       2.1.3) Azarı (Hüyük) cami i

                    Bu camii, Azarı mahallesindedir. Hüyük’ler , eski medeniyet merkezlerinin kalıntısıdır. Burası Bergamalı krallardan daha eskilere kadar uzanır. Eski çağlardan kalma bir gözetleme merkezidir. (Cami çevresinde bu iş için kazılmış odalar vardır.)                   

                       2.1.4) Torun Mahallesi Cami i

                    Torun mahallesi yeni cami i , Torun mahallesindedir. 1971 yılında halk tarafından yaptırılmıştır. Caminin avlusu belediye tarafından genişletilmiş olup çevre düzenlemesi yapılmıştır.                  

                      2.1.5) Ak Mahalle İdeli Cami i

                    Cami i Ak mahallededir. 1970 yılında yapılmış olup , çevre düzenlemesi ve kaldırımlar yapılarak etrafı pislikten kurtarılmış, temiz bir hale getirilmiştir.                   

                       2.1.6) Ak Mahalle Yunuslar Cami i

                    Cami Ak mahallededir. Halk tarafından l970 yılında yaptırılmıştır.                   

                      2.1.7) Türkmen Mahallesi Aşağı Cami i

                    Cami Türkmen mahallesindedir. 1962 yılında halk tarafından yaptırılmıştır.                   

                      2.1.8) Türkmen Mahallesi Tepe Cami i

                    Cami Türkmen mahallesindedir. Daha önceki cami kerpiç ten yapılmış olup l946 yılı depreminde hasar gördüğünden yıkılarak, l973 yılında halk tarafından yeniden yaptırılmış olup , l988 yılında Belediye tarafından imar , kenar duvarları , çevre düzenlemesi ve ışıklandırma sistemi yapılarak güzel bir hale getirilmiştir.                   

                      2.1.9) Torun Mahallesi Yeni Cami i

                     Cami i Torun mahallesinde olup halk tarafından l993 yılında yaptırılmıştır.                   

                       2.1.10) Argıt Mahallesi Ak Cami i

                    Cami Argıt mahallesindedir. Halk tarafından l962 yılında yaptırılmıştır.                   

                      2.1.11.) Argıt Mahallesi Yunus Emre Cami i

                    Cami i Argıt Mahallesindedir. Halk tarafından l993 yılında yaptırılmıştır.

   Mimar Vedat DALOKAY' ın  Pakistan’a yaptığı projenin aynısı olup caminin şekli piramit biçimindedir. 

                    2.2.) Argıthanı’nda Cami’lerin İçtima-i Yapıları

                    Kasaba halkının inancına göre Cami i Allah’ın evidir. Camilerin temizliğini yazları, kuran kursu öğrencileri , normal zamanlarda da kadınlar yapmaktadır.

                    Camilerde cemaatin fazla olduğu namaz vakitleri öğle ve yassıdır. Cuma , Bayram ve Teravih namazlarında ise normal vakitlerde olan cemaatin iki kat daha fazla olduğu görülmektedir. Cuma vaazları Diyanet İşleri Başkanlığından gelir. Cami i imamlarının özel vaazları olmaktadır. Bu vaazlarda güncel olaylar ve yaşam şekilleri ile ilgili konular işlenmektedir. Cami imamlarının vazifelerinin başında cemaat arasındaki birliği temsil etmek, cami içerisinde vazifelerini yapmalı, cami dışında da toplum içerisinde içtimai , ahlaki  ve iktisadi yönden dayanışmayı sağlamak gelir.

                    Kasabada halkın imama karşı tutumunda eskiye oranla bir farklılaşmanın olduğu gözlenmektedir. Nitekim imamlar da halkı kendilerine gösterdikleri sevgi ve saygıda azalma, imamlığın eski değerlerinin de kalmamış olduğunu düşünmektedirler. Halk imama kendi ihtiyaçlarını karşılayacağı oranda bir değer vermektedirler.

                    Halkın namaz gibi dini konularda da eskiye oranla tahlili  manadan ziyade taklidi manada özen gösterdiği görülmektedir. Dini durumların geleneksel bir manada devam ettiği  ve değişen sosyal şartlarda bu anlamdır, dini tutumlarda etkili olduğu görülmektedir.

                    Kasabada var olan anlayışa göre de insan 60-70 yaşına gelince namaz kılar, hac gibi vazifelerini yerine getirir . Bu yüzdende cami e gelin cemaatin daha çok yaşlı kesimden olduğu görülür.

                    Kasabada hac vazifesi için yılda 4-5 kişinin hacca gittiği görülür. En çok l995-l996 yılları arasında l5-20 kişinin hacı adayı olduğu görülmüştür.

                    Argıthanı kasabasında camiye yapılan yardımların ve bağışların çok iyi düzeyde olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Camilerde gerekli olan ihtiyaçlar hemen karşılanmaktadır.

Argıthanı halkı kendi cami ve okulunu kendisi yapmakta, başka hiçbir yerden yardım almadan Bu ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar.

                    Argıthanı kasabasında on bir camii vardır. Yazın bu camilerde kuran kursu verilmektedir. Kurs ortalama olarak 2,5 – 3 ay sürmekte , yıllık ortalama öğrenci sayısı da  30-35 civarında olmaktadır.   

                    2.3) Günlük Hayat Safhalarında İnançlar 

                    Bu konuda Argıthanı kasabasında pek çok dini inanç ve değeri , günlük yaşamda etkisi görülmektedir. Halk arasında yaygın olan, pek çok inanışta dini bir etki bulunmaktadır. Nitekim “Temizlik imandan gelir” anlayışla halkın temizliğe gösterdiği önem gözlerden kaçmaz.

                    Yine çocuk doğumunda doğan çocuğun kulağına ezan okunur. Çocuk ilkokul ile birlikte camide kuran öğrenmeye başlar.

                    Evlilikte dini nikahın önemi büyüktür. Resmi nikah ile birlikte hemen dini nikahta yapılır. Evlenme törenlerinde dinin etkisi her safhada kendini gösterir.

                    Ramazan ayında halkın hemen hemen hepsinin oruç tuttuğu görülür. Bu ay içinde teravih namazlarında da büyük artış gözlenir. Bayram namazlarında da aynı durum söz konusudur.

                    Aynı şekilde özellikle Ramazan ayında fakirlere yapılan yardım da çok önemlidir. Zekat ve sadakalara halkın büyük önem gösterdiği gözlenir. Fakirlere sürekli yardım edilmeye çalışılır. Bu konuda Argıthanı Belediyesi de sürekli yardım sağlamaktadır.

                    Kasabada ki ölüm olayları da bir o kadar önemlidir. Birisi vefat edince hemen yer yatağı yapılır;üzerine çarşaf serilir; ölen kimsenin yüzüne beyaz çarşaf örtülür. Kadınlar  ağlamaya başlar, ağıt yakarlar camilere haber verilir “Sela”  verilir. Cenaze kaldırılınca ya      kın komşular yemekle ölü evine giderler orada yemek yenilir. Cenaze evindekileri yalnız   bırakmamak ve onlarında yemek yemesi için bu yapılır. 3 gün boyunca bu devam eder.  Cenaze kaldırılınca hemen Kuran-ı Kerim okunur. Bu 52 gün okunur. “İskat-ı devir” denir. Cenazeden 1 hafta sonra komşu ve akrabalar okunur hatim indirilir. Bunun arkasına bulgur pilavı yapılır. Hemen arkasından un helvası dağıtılır. Günümüzde ise hazır helva yapılır. 52 gecede “etin kemiğinden ayrıldığını” ve de “burnunun düştüğünü anlamasın” diye bu adet yapılmaktadır. Daha sonra “altı- üstü” diyerek fakirlere buğday dağıtılır. Ölen kişinin elbiseleri fakirlere dağıtılır. Bundan sonra ölen kişi için Kuran-ı Kerim ve Yasin suresi sürekli okunur. Bayram günleri mezarlık ziyareti yapan erkekler dua ederler.                                

                     Kasabada yapılan ağıtlar:.şunlardır: 

                    Uzun olur camilerin direği

                     İçinde hazır olur kazması küreği

                     Hiç mi acımadı şu yavrulara

                     Kahpe feleği

 

                     Batmam küçük kaldıramam

                     Helkem büyük kaldıramam

                      Bende bundan sonra bu yavruların yüzüne

                     Uysal anam güldüremem                      

                     2.4) Yağmur Duası: 

                    Kasabada pek çok yerde olduğu gibi kurak mevsimlerde yağmur duasına çıkılır. Başta köy imamları olmak üzere tüm kasaba dua edilecek yere gider. Kurbanlar kesilir , dua edilir , pilav pişirilir. Sonra hep birlikte tövbe istiğfar edilir ve namaz kılınır. Sonrada kasaba halkı birbirleriyle helalleşir.

                    Bundan 60-70 yıl önce yağmur duası için atın kellesi gömülürken şimdilerde bu geleneğin kalktığı gözlenir.  

                    2.5) Yatırlar ve efsaneler 

                    Kurt pınarı mevkiinde bir yatırın olduğundan söz edilmektedir. Burada altın bulurum diye mezarı kazanlar bir kılıç bulmuşlar.

                    Ayrıca tekke olarak bilinen bir bina  çevresinde kerpiçten yapılmış eski bir cami  ve burada bir yatırdan (Ermiş) söz edilir. Bu yatırlar Pir Abdullah ve Hasan Dede bunların baba oğul yada torun olduğu sanılmaktadır. Adı geçen Hasan Efendi  kasabada bulunan ulu cami nin imamlığını yapmakta iken , Tekke denilen yerde bulunan eski cami nin de imamlığını yaparak aynı vakit hem Ulu Camide , hem de Tekke Camiinde namaz kıldırırmış, Hasan Efendi bir hayal gibi kasabaya geri dönermiş.

                    Argıthanı’ nda bugün ermiş kabul edilen Hasan Efendi nin soyu : “Hasan Hocalar “ diye anılır. Hasan Efendi nin bir torunu Hasan Hoca namı ile l958 lere kadar yaşamış ve kasabada imamlık yapmıştır. (CERAN ,l996,s.129)

                    Hasan hoca ile ilgili olarak anlatılan hikayelerden bazıları şunlardır:

                    Yağmurun yağmadığı bir zaman Hasan hoca Güneş tam tepede ve hiçbir bulut yokken kasaba halkını toplayıp,  tekke mevkiine gider , halk arasındaki bütün dargın ve küskünleri barıştırır. Birbirinden şikayetçi olan kişileri helalleştirir, Sonra Hasan hoca yere kapanarak başını yere kor “ Ya Rabbi Eğer yağmur vermezsen başımı secdeden kaldırmam buradan da ayrılmam” der . Bundan sonra açık olan gök yüzünde bulut meydana gelir, buluttan bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başlar pişirilen pilavlar yenmeden köye zor bir şekilde dönülür.  

                    Diğer hikaye şöyledir: 

                    Hasan hoca ve bir ermiş daha çarşıda otururken hamile bir manda o anda çarşıdan geçmekte olup Molla Mehmet denilen bu ermiş kişi “ Hamile mandanın yavrusunun anlı çakal (Beyazlık ) dır “ der ,  Bunun üzerine Hasan hoca “ Yavrunun anlı çakal değil kuyruğunun ucu beyaz  ve kuyruğu yavrunun anlı üzerine geldiği için anlı çakal görülmektedir. Halk ise hemen toplanır bu mandayı keserler ve manda yavrusun gerçekten Hasan hocanın dediği gibi kuyruğu anlına gelmiş olup kuyruğunun ucu beyazdır.

                    Kasabada anlatılan efsanelerden bir diğeri şöyledir.:

                    Bir gün kasabadan dört delikanlı(Genç) Tekkeye güvercin tutmaya giderler, yapının içine girerler ve güvercinler kaçmasın diye kapısını kapatırlar, Güvercinleri tutmaya başladıkları anda kapılar bilinmedik bir şekilde açılıp kapanmaya başlar,  gençlerde korkup kasabaya kaçmaya başlarlar. Korkudan bir süre hasta yatarlar. Kasabadan buranın Allah tarafından korunduğuna inanılır.(CERAN ,l996,s.129.)

 

                    2.6) Sihir ile İlgili Diğer Faaliyetler ve İnançlar   

                    2.6.1) Muska:

                     Kasabada muska , uyumayan çocuklara , karı koca geçimsizliğinde , baş ağrısı, gibi hastalıklarda şifa niyetine yazılmaktadır. Bunun için ayrıca nohut , şeker okutulur, yedirilir. Karı koca anlaşmazlıklarında da karşı taraf sevsin diye muska yazdırılır. Bu muska ceket koltuğuna dikilir.  

                    2.6.2) Üfürükçülük:

                    Üfürükçülük nazara karşı yada baş kasının huzurunu bozmak için yapılmaktadır. Özellikle yumurta üzerine yazı yazılır. Baca (iskele deliğine) ya konur. Yumurtalar çürüdükçe bu okunan kişinin de huzurunun bozulacağına inanılır.  

                    2.6.3) Ocak:

                    Ocak, bazı evlerde yaşayan kişilerin derde çare bulduklarına inanılan yere denmektedir. Bu durumun nesilden nesile aktarıldığına inanılır.  

                     Ocağı bulunan kişiler şunlardır:       

                      Tıkılar: “Yılancık çentenler” denilmektedir. Gözde ve elde olan sancılara dua okunur bu evde. Bir bıçakla ağrı olan yere hafifçe vurulur.  

                      Alaşanlar: “Yakma yakarlar” Yakma elde ve vücutta çıkan yaralara denir. Kızgın bir demir yaranın üzerine tutulur. Biraz sıcaklığı kalınca yaranın üzerine bastırılır.  

                      Topbaşlar: Isırgı denen kaşıntı için dua okurlar şekeri ve külü su ile ıslatıp bir çubuğa sararlar. Bez ile kaşıntı olan yerlere sürülür.  

                       Karamiremler: Elde ve vücutta derinin yarılmasına ve pul pul dökülmesine “demre” denir. Sağana (derince kap) tuz sürülür. Yaranın üzerine sürülür. Elde yada vücutta “siğil” çıkarsa bunun için de buğday , bu siğilin üzerine sürülerek dua  edilir. Sonra bu okunan buğdaylar ekilir yeşerdikten sonra kuruyan buğdayla birlikte siğillerinde kuruduğuna inanılır.

                 Ayrıca kasabada çıkıkları tedavi eden kişilerde bulunur.  

                 Kasabada diğer bir inançta fotoğraf, resim bulunan yerlerde namaz kılınmamasıdır                              

2.6.4)  Kurşun Dökme:

            Nazar;huysuz çocuklar ve hasta hayvanlar için yapılır. Bir tavada yağ ve kurşunun karıştırılıp eritilir. Başka bir kaba da su konur bu erimi , kızgın kurşun suya atılır , ortaya çıkan şekle göre yorum yapılır. Kurşun topaklaşıp,tabanca, bıçak gibi şekiller ortaya çıkarsa nazar var denilir . Nazar yapan kişi tahmin ediliyorsa , o kişinin eşiğinden(Kapısının önünden) taş, tahta gibi parçalar ya da toprak alınır; bunlar yakılır. Nazarı olan kişiye dumanı üflenir. Nazarı olan hayvan ise suyuna katılır.

 

                 2.7) Dini İnançlar: 

               Dini inançların bazıları şunlardır: 

               Allah  çalışan kulunu mahrum etmez,

               Allah insanı rızkı ile yaratır ,     

               Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez,

               Sadaka felaketi önler,

               Cennet anaların ayakları altındadır ,

               Allah bu dünyada çektirdiği kullarını öbür dünyada rahat ettirir,

               Ne gelirse Allah’tan gelir, belaya sabır ile dayanılmalıdır,  

           

                    2.8: Batıl İtikatlar: 

                     Batıl itikatlar şunlardır: 

                Fala bakmak ve baktırmak,

                Muska yaptırmak ve Büyü yaptırmak

                Yağmur duasında atın kellesini gömmek,

                Gece sakız çiğnenmez (Ölünün eti çiğnenmiş gibi olur),

                Nazar için iğde dalı asmak,   

                            Çok ağlayan çocuğu küllükte (Çöplerin ve külün döküldüğü yer) yuvarlamak,

                            Evde süprüntü biriktirilirse , şeytanın girileceğine inanmak,

                            Göz seğirmesinde göze saman sapı koymak,  Tavuğun altına yumurta konur , kuluçkaya yatırılınca şu sözler söylenir: “Saman kılıç, hepsi bülüç( civciv),saman galada  , hepsi bulada (tavuk)”. 

 

                               2.9) Dilekler: 

                             Allah iyiliğini versin, 

                             Allah, razı olsun,

                             İyi günler olsun,

                             Çocuğunun yaşı uzun olsun

                             Gözün aydın

                             Avuçladığın altın olsun.                          

                             Allah yazdıysa bozsun.

                             Mübarek olsun

                              Ömrün, uzun düğünün  güzün, baharın yolun olsun. 

 

                    2.l0.) İlençler (Beddualar)                    

                    Allah belanı versin

                    Yemeden ölesicene , yemeden öl

                    Dar yerde bol bıçaklara ras gelesice

                    Can alıcısı afacanın bekini ye

                    Baccazını yiyesice (Bacağını yiyesice)

                    Öllüğün körü

 

                     Malalat etmek

                    Yaccazı kara gelesice(Başına karalar gelesice)

                    Gözün yaşlı ekmeğin katık olsun

                    Kara kara ağrısı (Karın ağrısı)

                    El ayak muhtacı ol

                    Allah ataşında yan git

                    Yediğin içtiğin zehri zukkum olsun

                    Nalet,Hiyanker,Üçkağatçı,

                    Damlara çıkıp güveyi olma

                    Yetişmeyesice,

                                                                                  

       

                              ARGITHANI’ NDA ESKİ ESERLER

  

   1.1  ) DAMAT NEVŞEHİRLİ İBRAHİM PAŞA (ULU) CAMİİ

 

         Argıthanı’nın yeniden kuruluşunda Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Camii, Argıthanı çarşısında, Konya’ya giden şosenin sağındadır. Mabet  dikdörtgen plan üzerine yapılmıştır. Duvarları baka yapılardan ve eski mimari eserlerden toplanmış, iri taşlarla örülmüş, üstü  çatı halinde çinko ile örülmüştür. Duvarlar, 1918 yılında meydana gelen depremde tehlikeli bir şekilde çatlamıştır. O zaman üstü kara örtü idi. 1921 yılında esaslı bir şekilde tamir görerek yenilenmiş tir. Kıble ve kuzey taraflarında beşer ,sağ ve solunda ikişer sıra halinde sekizer penceresi vardır.

          Camiinin sağ kuzey köşesinde küpüne kadar olan kısmı taş, üstü tuğla ile yapılmış ,kısa ve harap bir minaresi vardır. Minarenin kıble tarafı kaidesinde eski ve islam-i devirlere ait kitabe taşları kullanılmıştır. Bir taşta kufi ile “Allah”,bir başkasında da sülüs ile “el-Hac” yazılı idi.

            Bu minare bugün yok olan asıl mabed ile birlikte yapılmıştır. Eski Argıthanlılara göre “İstanbul şehzade başında Nevşehirli Damad İbrahim Paşa  mescidi gibi kubbeli kurşun örtülü bir mescid vardı. Bir depremde hasara uğradığı için bu mescid tamamen, minaresinin üst kısmı yıktırılmış yerine taştan örülü bir bina yaptırılmıştır. Camii bitişiğinde de bir mektep vardır.

              Camiinin sağ ve sol tarafı da bedesten şeklinde çarşı ve bir çeşme vardı. Harap olan bu binalarla birlikte çeşme de 1945 yılında belediye tarafından yıktırılmıştır. (KONYALI,1945,s.634)

               1959 yılında minare, camide 1961 yılında kerpiç bina yıkılarak yerine betonarme bina inşa edilmiştir. Bugünkü cami,mektep,han,çarşı,medrese, çeşme ve kuyudan gelen minareyi yaptıran III. Sultan Ahmed’in sadrazamı Damad Nevşehirli İbrahim Paşa’nın yaptırdığı camiin çeşitli onarımlarıyla meydana gelen şeklidir. 1327/1907 yılında Hatibi es-Seyyid Ali Efendi idi.(CERAN,1996,s.59)

               Caminin minaresi 2000 yılının Aralık ayındaki depremde zarar gördüğü için yıkılmıştır ve şu anda minaresi bulunmamaktadır.

             

                1.2) İSKAN CAMİİ:     

                     Damad Nevşehirli İbrahim Paşa’dan sonra yapılan eski bir camidir.1323/1907 imamı Abdülkadir İsa Efendidir.(CERAN,1996,s.59)

 

               1.3) AZARI (HÜYÜK) CAMİİ: 

                    Bu cami Azarı mahallesindedir. Hüyüklüler eski medeniyet merkezlerinin kalıntılarıdır. Burası Bergamalı krallardan daha eskilere kadar uzanır. Eski çağlardan kalma bir gözetleme merkezidir. Caminin çevresinde bu iş için kazınmış olan odalar vardır.

                    Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Defter nr 150 sıra 5635 günlük bir akçe ile beş safer 1278/1852 yılında Doğanhisar kazası Argıthanı kasabasında Hacı  İsmail Ağa tarafından yaptırılan Azarı mahallesi vakıf camiin askeri beratla imamlığı Halil oğlu Hüseyin’e verilmiştir. 29 Ramazan 1331 /1915 yılında da onun ölümü ile büyük oğlu Mehmet Efendiye verilmiştir. Oda 1938 yılına kadar imamlık yapmıştır. İmamı Muzaffer Demirdir. Bu vesilede Argıthanı Azarı mahallesinde Hüyükte bulunan bu caminin Hacı İsmail Ağa tarafından 1278/1852 yılında yaptırılıp vakfedildiğini göstermektedir. Bu tarihlerde Argıthanı derbendi ağası, İsmail Ağanın hayır hizmeti ve hüyükte gözetlemeci kimselerin namazlarının kılınması için bu mabedi yaptırdığı anlaşılıyor. (CERAN, 1996,s.59-60)

 

                    1.4) ARGIT KÖPRÜSÜ: 

                    Argıthanı köprüsü, Argıthanı merkezinde Argıthanı çayı üzerinde bulunmaktadır.  İki yönlü  olup, kesme taştan yapılmış, Selçuklu dönemi sanat eserlerindendir.

Üzerindeki kitabede:“Bu mübarek mamurenin yapılmasını Allah’ın zayıf kulu Konyalı .... Oğlu Hacı Hoca 841/1437 yılında  Yapılmasını emretti.” İbaresi yazılıdır.

                      Bu kitabe, Selçuklu dönemi sanat eserini 841/1437 yılında Hacı Hoca’ nın tamir ettirdiğini ifade etmektedir.

                       Köprü kasabanın eskiden kuzeyinde olmasına rağmen bugün merkezinde kalmıştır. İki gözlüdür. Gayr-i İslami eserlerden devşirilmiş, muntazam  kesme taştan yapılmıştır. Solda ve sol gözün güneyinde İslam dışı yazılar bulunan çok kıymetli bir taş vardır. (KONYALI,1945,s.633)

                        Köprünün kuzey yönünde ayağın temel kısmında şerit vari bir çerçeve içinde motifler görülmektedir. Bunlarda köprü bedenindeki sarımtırak renkli bir taş üzerine işlenmiştir. Bu motif Selçuklu devri eseri üzerinde hiçte yabancı değildir .(YETKİN’den aktaran CERAN,1996,s.61)

Körprüyü 27 Mayıs  1891 de Argıthanı’ndan geçen Clement Huart incelemiş ve bütün uğraşlarına rağmen kitabeyi çözememiştir, fakat resmini çizmiştir. Köprü iki gözlüdür.

                         Argıthanı’ndaki yaşlıların ifadesine göre eski köprünün altı da yol olarak kullanılıyordu. Yazın çay genellikle kuruduğu için at arabaları bu köprünün altından geçerdi. Ayrıca gelin alayları sırasında gelinler at ve arabalarla bu köprünün altından geçilirdi.           

                    Yakın yıllara kadar sapa sağlam ayakta kalan Anadolu Selçuklu ve Osmanlı devrinin sanat şaheseri olan bu köprü l977 –l978 yılında devrin Belediye Başkanı tarafından toprağa gömülmüştür. (CERAN l996.s.61.)

 

                    1.5-) ARGITHANI KESİK KÖPRÜ: 

                    Argthanı’nın kuzeyinde Hanaltı mezarlığı yakınındadır. Kesik köprü betonarme ile yapılan bir onarıma rağmen bakımsızdır. Kuzey doğu köşesindeki bir kitabede; 

                       

                    “Dinin rızasını kazanmak için

                      Kerem sahibi Allah’ın yardımıyla

                      Bu köprüyü Ömer Oğlu Osman yaptırdı

                      Baki olan yaratıcı Allah tır.

                                                             Sene:1242/1826 yazılıdır.  (CERAN,1996,s,62) 

 

                    1.6.-) ARGITHANI GARI: 

                    Kasabanın iki kilometre kuzeyinde 1086 rakımlı bir yere 9 MAYIS l896 yılında İstanbul – Bağdat  demiryolları projesi içinde kurulan  Argıthanı Garı, Osmanlı Devleti’nin Hükümet merkezi ile arasında kolayca alarm ve iletişimi sağlamak maksadıyla kurulan yüzlerce istasyonda biridir. 

                    Argıthanı ‘ndan tren yolunun geçmesinde sosyo-ekonomik kalkınma ve gelişmesinde önemli katkılar ve faydaları görülmüştür. (CERAN,1996,S,63-64)

 

                    1.7-) ARGITHANINDA MEZARLIKLAR: 

                    Argıthanı çevresinde 10 kadar mezarlık vardır bunlar;                

1-     Argıt Baba tekkesi ve mezarlığı

2-     Argıt mahallesi mezarlığı

3-     Argıtlı mezarlığı

4-     Türkmen mezarlığı

5-     Hüyük (Azarı) mezarlığı

6-     Kekeç mezarlığı

7-     Kuyumcu mezarlığı

8-     Kesik köprü mezarlığı

9-     Şekerli mezarlığı

10- İskan mahallesi mezarlığı

 

                 1.7.1.) Dr. Nihat TÖZGE (Deli Doktor)                   

                    Nihat Tözge İstanbulludur, Babası Osmanlı Subaylarından Nazif Bey , aslen Erzurumludur. 1320/1904 Babasının görevli bulunduğu Tokat ilinde doğmuştur, daha sonra İstanbul – Üsküdar’a yerleştiler kendisi İstanbul  Dar’ul  Fünun Tıp Medresesi mezunu ve cildiye mütehassısıdır .İstanbul’un İşgal yıllarında talebelik yapmıştır, Bir ara Halep hastanesinde cildiye mütehassıslığında bulundu .İstanbul’da doktorluk yaparken bir aile meselesi yüzünden l952 yılında feleğe küserek Argıthanı’na geldi. Buraya yerleşerek burada doktorluk yaptı.l956 Eylül ayında ayrılarak Engilli, Azarı, Çiğil de doktorluk yaptıktan sonra l96l yılında tekrar Argıthanı’na döndü, l969 yılında burada öldü. Mezarı Türkmen mezarlığındadır.

                    Nihat Tözge , Kendisine has özellikleri olan prensip sahibi sırrını kimselere açmayan insanlar ve hayır kurumlarına yardımı seven halkın sağılığı için kendisini bu uğurda adayan bir İstanbul  efendisidir. Kendisine yapılan bir hizmetin bir bardak su doldurulursa karşılığını verir, kimseye minnet etmezdi. Hastalarına beş liraya bakar bunun yarısını o kimse adına Kızılay’a makbuz keserdi .Geceleri hastalarına bekçi ile gider yaptığı tedavinin neticesini almak için başında 4 saat bekledir .Haftada 2 gün halka parasız bakar her zaman fakirlerden para almazdı .Öldüğünde bankadan Altı bin Beş yüz Tl parası çıkmıştır.

                    Kendisi Argıthanı’nda ve gittiği köylerde sırtında bir file ile dolaşırdı, hasta muayene ederken de bu filesini sokağın başına asarak bulunduğu yeri belirlerdir . Daima gezer ayak üstü yerdi. Çiğ yumurta, nohut vs. gibi yemekleri pişirdikten sonra yıkar yağını süzer yanında bulunan balık yağından bir miktar yemeğe katardı .Yaya olarak çevre köylere hasta muayene etmeye giderdi. Kasaba halkı kendi normlarına uymayan  Nihat Tözge’ye bu yüzden Deli Doktor lakabını takmıştır. Argıthanı’nda kadınların ve Ese Çavuşların evinde kiracı olarak kalmıştır. Evinde yatak bulunmaz gazetelerin üzerinde yatardı. Yaşını söylemez, “Kişinin yaşı değil  sağlığı sorulur” derdi. Kendisine Cenabı Haktan Rahmet dileriz. (CERAN,1996,s.136-137

 

Derleyen : Hanife ŞENOZAN

 
 
LAKAPLAR
 
ABAZALAR-GIGICI  ( Nemutlu )
ADEKİRLER  ( Temel )
ADAKLAR  ( Acı )
AKALAR  ( Aka )
ALADAĞLILAR  ( Aladağlı )
ALAŞANLAR   ( Alaşahin )
ALİ BEYLER  (  Özuğur )
ALİBAŞLAR  ( Barış )
ALİERDEKLER  (  Erdek )
ALİUSTALAR  ( İlter )
ANKARALILAR  ( İçöz ) 
APANLAR  ( Yavaş )
APİLENLER  ( Katıyürek )
ARAPLAR  ( Atçeken )
ARAPOĞULLARI  ( Arar )
ARİFLER  ( Bal )
ARPACILAR  ( Şirin )
ASKEROSMANLAR  ( Geçit )
AŞIKLAR  ( Aköz )
ATCEKENLER  ( Atçeken )
ATİK EMİNESİ  ( Özuğur )   
ATTİN  ( Bayar )
AVRATOĞULLARI  ( Yeşil )
AZİZOGULLAR  ( Dinç )
BABAOGLANLAR  ( katıyürek )
BACAKLAR  ( Aktaş )
BADAKLAR  (Babacan )
BAĞAÇ  (  Bagaç )
BAHARLAR  ( Kılıç )
BAKILAR  ( Bakı )
BALDANLAR  ( Keçeci )
BALELER  ( Özmen )
BATDALLAR ( Bostan )
BATUNLULAR  ( Batum )
BAYGUŞLAR  (  Yorulmaz )
BERBATLAR  ( Başdemir )
BECCELLER  ( Tüzün )
BIDDİLİLER  ( Naz )
BİBERGELİNLER  ( Çeliksaban )
BOZATLAR  ( Bozat )
BUCU İSMAİLLER ( kılıç )
BURGULAR  ( Burgu )
BURNUMLAR  ( Babadostu )
BÜLBÜLLER  ( Bilge )
BÜZÜKLER  ( Akbaş )
CABILAR  ( Ökmen )
CAMBACILAR ( Severcan )
CAKKALAR  ( Ülkü )
CEBECEKLER  ( Çimen - Güler )
CECELER  ( Aykanat )
CENNETLER  ( Toson )
CIRIKLAR   ( Kenek )  
CITAK HALİSLER  (  Sever )
CİBİLLİLER  ( Türel )
CİCANA  ( Göktaş )
CİCANLAR  ( Öz )
CİĞALLAR  (  Arısoy - Uyatı )
CİLBEKİRLER  ( Fırtına )
COBUKLAR  ( Aras - Dingil )
CÖMBÜLLER  ( Albayrak )
CURANLAR  (  Şenyürek )
CÜLCÜLLER  ( Çelikbilek )
ÇABALAR  ( Sarıkaya )
ÇAKICILAR  ( Tezcan )
ÇAKIROĞULULAR  ( Çakır )
ÇALILAR  ( Çal )
ÇARIKLILAR  ( Çarıklı )
ÇAVDARLAR  ( Şenozan - Altay )
ÇEKİRGELER  ( Kızılırmak )
ÇELİKLER  ( Çelik )
ÇERKEZOĞLULAR  ( Balta )
ÇETELER  ( Karasaban )
ÇITAKLLAR  ( Duman )
ÇİKİN AYŞALAR ( Tipi )
ÇİMENLER  ( Öztekin )
ÇİNALİLER  ( Ergen )
ÇİNCİLLER  ( Biçioğlu )
ÇİNİHÜSEYİNLER  ( Ulusan )
COLAKMISALAR  ( Altıoluk )
ÇÖLLÜLER  ( Çöllü )
DADAVLAR  ( Yandımoğlu )
DANACILAR  ( Danacı )
DANALAR  (  Öztekin )
DEBİK HACI  (  Gündoğan )
DEDELER  ( Savaşır )
DELİAĞALAR  ( Ural )
DELİBEKİRLER  ( Kızılırmak )
DELİMEVLÜTLER  (  Demirtaş )
DELİNAZİK  ( Koptagel )
DELİVELİLER  ( Alkan - Akıncı )
DEMBİLOSMANLAR  ( Çimen )
DEMDEK FEVZİ  ( Pullu )
DEMİRCİLER  ( Demirci )
DERİCİLER  ( Naz )
DEVELİOGULLARI ( Develi )
DIGANALİLER  ( Kavlak )
DINGALALAR  ( Biçioğlu )
DIRTANLARAR  ( Aksel )
DİBEK ( Baykal )
DİNGİLLER  ( Yetiş - Sayın )
DİPİHOCALAR  ( Dipi )
DİRLİKLER  ( Gökkaya )
DOYDUOĞULLAR  ( Şen )
DÜDÜKCÜLER  ( Aykut )
DURGUNLAR  (doyduk )
EBBERLER  ( Özoğlu )
EBEMİNHACI  ( Soylu )
EFELER  ( Akman ) 
EGECENLİLER  ( Gerçeker )
EKİZLER  ( Ekiz )
EMETOĞULLARI  ( Ertuna )
EMİRLER  ( Öztürk )
EMİR OGULARI  ( Akmaz )
ERİKÇİLER  ( Soylu )
ERUPLAR  ( Çiftci )
ESKİMISALAR 
ESMELER  ( Gündoğdu )
EŞABALAR  ( Özdemir )
EŞELER  ( Erdoğan )
ETHEMLER  ( Turhan - Öz - Tosun )
EYVAZLAR  ( Ayvaz )
FAKILAR  ( Göç )
FATTİRİLER  ( Benli )
FAYDALILAR  ( faydalı )
FAYKALAR  (  Durğutluoğlu )
FELEKLER  ( Ergüven )
FERİLER  ( Kaynakcı )
FILİNİN ALİ  ( Çelikkaya )
FINDIKLAR  ( Uz )
FİLİZLER  ( Dişli )
FOTAMETLER  ( Doğan )
GABALİLER  ( Özalp )
GABARALAR  ( Uzgüven )
GADIKHASAN ( Güven )
GADILAR  ( Gök )
GALAKLAR  ( Ayvaz )
GARA AGAÇLI  ( Kutlu )
GARABACAKLAR  ( Varan )
GARAKIZLAR  (  Çiftçi )
GARAMEVLİTLER  ( Tonca )
GARAOSMANLAR  ( Fırat )
GARAVELİLER  ( Ayhan )
GARAYABLAR  ( Değer )
GARİP ALİLER  ( Eder )
GARLANLAR  (  Milci )
GARSLILAR  ( Ulaş )
GATIKLAR  ( Küpür )
GAVASLAR  ( Savaş )
GAVLAKLAR  ( Kavlak )
GAZOZCUNURİLER  ( Erdoğan )
GECİTLİLER  ( Geçit )
GEVİKLER  ( Demirel ) 
GIBIŞLAR  ( Yıldıran )
GIBIGIBILAR  ( Karadağ )
GICIBIYIKLAR  ( İnce )
GICINALAR  ( Şirin )
GIDAKLAR  ( Erhan )
GILDİLER  ( Tanır )
GINALILAR  ( Karasaban )
GIRALLER  ( Biçer )
GIRBAŞLAR  ( İnal )
GIRGIRLAR  ( Şenyiğit )
GIRIKLAR  ( Sarıyıldız )
GIRIŞLAR  ( Özkan )
GIRLILAR  ( Çetin )
GOCABIYIKLAR  ( Koptagel )
GOCAOMARLAR  ( Bilge )
GOTURLAR  ( Uçar )
GOZALAR  ( Öz )
GÖBEKÇİLER  ( Arabacı )
GÖÇMENİSMAİL  ( Şahinbaş ) 
GÖÇOGULARI  ( Koç)
GÖDELER  ( Savaşır )
GÖDEYUSUFLAR  ( Ertan )
GÖĞEÇLER  ( Göveç )
GÖHEŞEN  ( Şüzmeçelik )
GUGULAR  ( Özoğlu )
GULAŞLAR  ( Metin )
GUNİZLER  ( Akalın )
GURGAKLAR  ( Tanır )
GUTCULAR  ( Metin )
GUTGUTLAR  ( Benli )
GUYRUKLULAR  ( Yalçınkaya )
GÜÇÇÜKLER  ( Batum )
GÜDÜKALİLER  ( Aydilek )
GÜDÜKHACILAR  ( Ekenler )
GÜKÜKMAMUTLAR  ( Kilci )
GÜLDALİLER  ( Sayhan )
GÜLESERLER  ( Öngelen )
GÜLLÜGELİNLER  ( Özyürek )
GÜNÜZLER  ( Akalın )
GÜTCESELER  ( Saylan )
HABBALILAR  ( Göveç )
HABELER  ( Kula )
HACCAVARLAR  ( Ertekin )
HACI BOGA  ( Koptagel )
HACIBİŞLER  (  Selçuk )
HACIELLİLER  ( Ülkü )
HACIGUŞLAR  ( Güzel )
HACIGÜZELLER ( Yiğit )
HACIHAVUZLAR  ( Aydın )
HACIHÜSEYİNLER  ( Koşan )
HACIREPLER  ( Tanağardı )
HACITEKELER  ( Teke )
HACIVELİLER  ( Kaplan )
HAFIZALİLER  ( Demir)
HALİLAĞALAR  ( Tahtalı )
HAMDİLER  ( Şahin )
HAMZALAR  ( Ünver )
HANIMLAR  ( Arıkan )
HAPILILAR  ( Çiftci )
HAPİLLER  ( Aras )
HASANAGALAR  ( Şen )
HASANALİLER  ( Duman )
HASANHOCALAR  ( Bilgin )
HASIRLAR  ( Ünal )
HAŞHAŞLAR  ( Ak )
HAŞİMLER  ( Ekentok )
HATIPLAR  ( Özel )
HAVALAR  ( Sirin - Güntay )
HAYRANİLER  ( Erçin )
HEDİRLER  ( Kılıç )
HENİFİLER  ( Dönmez )
HIDIRLAR  ( Gülşen )
HIRBALAR  ( Erkurum )
HOBBACIK  ( Tosun )
HOCALAR  ( Bilge )
HORDUMLAR  ( Dipi )
HOROZLAR  ( Soylu )
HOŞAFLAR  ( Atçeken )
HÖKCÜKLER  ( Uzel )
HUBANLAR  ( Aydoğan )
HÜSEMOĞLU  ( Uğraşır )
IRAZIYALAR  ( Kurt )
IRBIKLAR  ( Sirin )
IRIKLAR  ( Sarıyıldız )
İBİLİLER  ( Özdil )
İBİŞLER  ( Gerçeker )
İMAMLAR  ( Aras )
İNZİLELER  ( Çevik )
İSMAİLAĞALAR  ( Mete )
İSTANBULLUHAVUSLAR  ( Tezcan )
KADILAR  ( Gök - Yüksel )
KALAYCILAR  ( Akalın )
KAMBERLER  ( Çevik )
KAMBURAMETLER  ( Erdoğan )
KAMİLELER  ( Şahin )
KANKIAMETLAR  ( Gamacı )
KARAAĞALILAR  ( Babadostu )
KARAALİLER  ( Gündoğdu )
KARAAMETLER  ( Yavuz )
KARAAYŞALAR  ( Karadayı - Dipi )
KARABİBERLER ( Uludağ )
KARAGÖZLER  ( Erol )
KARAGULAKLAR  ( Okyay - Güvenç )
KARADAYILAR  (Atmaça )
KARAKECİLER  ( Kurşun )
KARAKUŞLAR  ( Erdoğan )
KARALAR  ( kavlak )
KARAMEMETLER  ( Bükülmez )
KARDAGAYILAR  ( Özalp )
KARNIYARIK  ( Bilge )
KARTALLAR  ( kartal )
KASIMLAR   (  Başkal )
KAŞIKIRIKLAR  ( Öz )
KAZIMLAR  ( Atalay )
KEBANLAR  ( Dirilmez )
KEÇECİLER  ( Beller )
KEDİ BOĞANLAR  ( Ercan )
KECEAYAK  ( Bilge )
KEKİLLER  ( Terzioğlu )
KEL DEVRİŞLER  ( Tan )
KEL HUSEYINLER  ( Işılak )
KELEŞLER  ( Keleş )
KELİKLER  ( Kıpçak )
KELMAHMUTLAR  (  Yeşilçınar )
KELYAĞABLAR  ( Karacalar )
KEMANELER  ( Kılıçoğlu )
KENEKLER  ( Kenek )
KEPENEKLER  ( Bal )
KERZİNİN AHMETLER  ( Aydın )
KERTİMİNLER  ( Özmen )
KESKESLER  ( Güleç )
KIRIMLAR  ( Erbil )
KİREZLER  ( Tosun )
KİRLALİLER  ( Taşkemer )
KOCAAMETLER  ( Tosun )
KOCA KAFALAR  ( Gümüştaş )
KOKUCULAR  ( Yenilmez )
KONGURLU  ( Alaşahin )
KONTİKLER  ( Oral )
KONYALI  (  Alaşahin )
KOPUKLAR  ( Mayakan )
KORELİ  ( Özmen )
KÖGTÜLER  ( Yeşildağ )
KÖR AMETLER  ( Ülker )
KÖR HAMİTLER  ( Korkmaz )
KÖRALLER  ( Uğur - Cenkçi  )
KÖRHAFIZLAR  ( Keleş )
KÖRİSMETLER  ( Özyürek )
KÖRKASIMLAR  ( Turan  )
KÖROĞLULAR  (  Ak )
KÖRTAHİRLER  ( Tetik )
KÖSE VELİ  ( Özkan )
KÖSELER  ( Gürün )
KÖTÜ KURULAR  ( Tan )
KUMRULAR  ( Us )
KUNKUAMETLER  ( Üstün )
KUŞKUŞLAR  ( Uludağ )
KÜPÜRLER  ( Çalık )
KÜRTALİLER  ( Dursun )
KÜRTLECLER  ( Adakan )
KÜRTAMETLER  ( Koç )
KÜRTHALİSLER  ( Eroğlu )
KÜRTLER  ( Kale )
KÜRTMEHMETLER  ( Özyürek )
KÜRTMUABLAR  ( Karademir )
KÜSKÜSLER  ( Karakaya )
KÜTÜKLER  ( Bilge )
LALLANLAR  ( Erbil )
LALUKLAR  ( Alaşahin )
LÖKCÜLER  ( Araz )
MACARLAR  ( Şahinbaş )
MANALLAR  ( Ünal )
MANIKLAR  ( İnankul )
MARCILAR  ( Çelikbaş )
MAVULAR  (  Alataş )
MEDİNLER  ( Özsoy )
MELDALAR  ( Kurtuluş )
MEMİLİLER  ( Tozluoğlu )
MEMİŞLER  ( Turan )
MENDUHLAR  ( Gültekin )
MEZARCIAVNİ  ( Kanıt )
MICIKLAR  ( Çalışkan )
MIDDIRLAR  ( Sevgen )
MIDIKALAR  ( Süzmeçelik )
MİLLİLER  (  Gümülü )
MİREMLER  (  Özbaş )
MİRTLER  ( Kaya )
MOLLA MEHMETLER  ( Güç )
MOLLAVELİLER  (  )
MURAT KIZILART  (Turhan )
MURATLAR  ( Uzun )
NADİRELER  (  Ekentok )
NAYIPLAR  ( Mutlu )
NEBİLER  ( Güzel )
NONİLER  ( Gür )
OMARALAR  ( Türkoğlu )
OMAROSMANLAR  ( Durğutluoğlu )
OTUZBİRLER  ( Karadayı )
ÖZEKBOSTANLAR  ( Işılak )
ÖZEKLER  ( Tetik )
ÖZEKMEMETLER  ( Özdil )
PAMUKGELİNLER  ( Ekentok )
PATIRIKLAR  ( Akçakaya )
PEKMEZCİLER  ( Karaarslan )
PEŞKİRLİLER  ( Bostan )
PETEKLER  (  Özoğlu )
PERİŞANLAR  ( Şen )
PİÇİNELER  ( Kul )
PİNTARLAR  ( Tonca )
RÜŞTÜLER  ( Çimen )
SAATCİYAŞARLAR  ( Şenyüz )
SARILAR  ( Öney - Sarıoğlu )
SARIMİNLER  ( Akalın )
SEKİNELER  ( Avcı )
SEYFİLER  ( Seyfiler )
SIÇTIMLAR ( Arabulan )
SIRIMLILAR  ( Akkuş )
SIRMA  ( savaş )
SİĞDALAR  ( Özcan )
SİLLELİLER  (  Taşcı )
SİLOVLAR  ( Yıldırım )
SİNEKLER  (  Doğan )
SİVRİSARILAR  ( Çanakcı )
SOBACILAR  ( Yiğit )
SOLAKLAR  ( Solak )
SÜLÜKLER  ( Gümüştaş )
ŞADAKLAR  ( Pullu )
ŞEMŞİLER  ( Atay - Orhan )
ŞIKIRLAR  ( çınar )
TAHSİNLER  ( Durğut )
TAHTALILAR  ( Tahtalı )
TAKAVİTLER  ( Turgal )
TATARLAR  ( Burgu )
TAYBALAR  ( Öz )
TAYIRLAR  (  Demirel )
TEK AMETLER  ( Ergun )
TEKDİŞLER  ( Apak )
TEKELER  ( Teke )
TEKİRDAĞLILAR  ( Uludağ )
TELLİLER  ( Dogan )
TIKILAR  ( Geçit )
TINKIŞLAR  ( Uğuz )
TISTIRLAR  ( Yenilmez )
TİRİLER  ( Yorulmaz )
TİYARELER  ( Fırtına )
TOMBAKLAR  ( Turgal )
TOMBİLLER  ( Yıkılmaz )
TOPBAŞLAR  (  Baybaş )
TOPAL HASANLAR  ( Süzmeçelik )
TOPALBEKİRLER  ( Balcı )
TOPALHACILAR  ( Sertyamaç )
TOPALLAR  (  Onat )
TOYAKALAR  (  Yiğit )
TÖKELER  (  İsi )
TURŞUCULAR  ( Acı ) 
TÜLEKLER  (  Çoşkun )
ÜMMETLER  ( Nazlı )
ÜRTÜKLER  ( Özoğlu )
ÜZÜMCÜALİ  ( Dipi )
VIRIKLAR  ( Doğan )
VIRVIRLAR  ( Atalay )
YAĞCILAR  ( Özcan )
YAKUPLAR  ( Şüzmeçelik )
YANBIKLILAR  ( Koçak )
YANKULAR  ( Çetin )
YİĞENAĞALAR  ( Keleş )
YOLUKLAR  ( Karasaban )
YONUZLAR (  )
ZALIMEMMİLER  ( Ayhan )
ZARİFLER  (  )
ZAZALAR  ( Araz )
ZIHHIYALAR  ( Develi - Uğraşır )
ZIKKIMLAR  ( San )
ZİGBOĞLULAR  ( Erğül )
ZİLCANLAR  ( Güzelgül )
ZİLCİKADİRLER  ( Karabaş )
ZOBULAR  (  Özen )
 
Derleyen :  Harun ŞENOZAN